Önceki iki yazıda, “İyi İnsan, İyi Vatandaş” adlı kitaptan söz etmiştim. Eğitimci ve filozof F.W. Foerster tarafından yazılan bu kitaptan alıntılar yaparak, yazarın düşüncesine yer vermek istiyorum. Kendini Bilme ve Sayma başlığında şunları söylemiş: “Dünyanın en büyük işletmesi insanın içindeki saygı işletmesidir. Orada gece gündüz durmadan çalışır. Bu çalışma yalnız kendinden memnun olmaya sebepler bulmak için değildir, belki de daha fazla içimizde ve dışımızda geçen olayların sebeplerini araştırmak, böylelikle bize zararlı olmalarını, kendimize karşı duyduğumuz saygıyı azaltmalarını önlemek içindir. İçimizdeki bu koskoca fabrika durmadan “koruyucu düşünceler” imal eder. “Koruyucu düşünceler” denince mukadderatımız ve öteki insanlarla münasebetimizin sebep ve tesirleri arasındaki bağlılığı ustaca evirip çevirip, kendimizi aldatan, bize kendimizi tenkit etmek yolunu kapayan düşünce ve anlamlar akla gelir. Her türlü vakaların değiştirilmesi için insan hafızasında da büyük bir çalışma vardır. Daha doğrusu şöyle diyelim: Aşırı derecede kendimizi beğenişimizde birçok vakaları değiştirmeye çalışır, bu beğenme duygusu hiçbir itirazı, ithamı, suçu kabul etmez, hatta geçmiş olaylara ait vicdan azaplarımızı bile susturmak ister. Alman filozofu Nietzesche, hafızanın geçmiş olayları değiştirmeye çalışırken, yaptığı denemeleri şu sözlerle meydana çıkarmıştı: Hafızam,'Bunu sen yaptın' diyor, gururum 'Bunu sen yapamazsın' diyor. Sonunda hafıza gurura boyun eğiyor. Viyanalı ünlü psikolog Freud 'Unutma psikolojisi' adlı bir yazısında unutmanın yalnız hafıza zayıflığından ileri gelmediğini, tersine şuurumuzun karanlığında bir unutma duygusu olduğunu söyler. Bu duygunun bize utanma veren bazı olayları şuurumuzdan tamamıyla atmaya çalıştığını anlatır. Gerçek halde hafızanın büyük mucizeleri olduğu gibi büyük günahları da vardır. Gerçekleri kendi kendimize bile kabul etmemek alışkanlığı, değiştirmek isteği bu günahlardandır. Bu istek bize hâkim olup her şeyi en inkâr edilemeyecek hakikatleri bile değiştirmeye, duygularımızın tarafını tutmaya çalışırlar. Kendi hakkında karar verirken insan, dünyadaki her türlü alışverişten daha çok aldatılır. Hayvan tecrübeleriyle bilgi edinir ama insan böyle değildir. Çünkü kendine olan sevgisi, başarısızlığının sebeplerini karakterinde, hareket tarzında aramasına mani olur. İnsanlarda kendini sevme duygusu yüksek gerçeklere ulaşmak arzusunun yerini aldığı zaman kendini tanımaya da kendini kurtarmaya da imkân yoktur. Pascal, iyilik inancı olmayan bir insanın, görünür iyilikler üzerinden bakışlarını kaydırıp içinin zavallılığına bakmaya dayanamayacağını söyler. Bu sebeple huzursuz bir insanın kendini avutmak için yaptığı hareketlerin hepsinde kendini tanımaktan kaçmak arzusu vardır. Pascal der ki: 'Hiçbir şeyi kendisi kadar sevmeyen insan, sevdiği varlıkla kendi kendisiyle baş başa kalmaktan çok hiçbir şeyden korkmaz. Her şeyi kendi için arar, ama en çok kendinden kaçar, kendini bulmak istemez. Çünkü kendini iyice görebildiği zaman, istediği gibi olmadığını görür, içinde müthiş bir zavallılılık, dolduramayacağı uçurumlar, boşluklar bulur. Bu duruma göre bizi çok çeken işler ve eğlenceler daha ziyade kendimizi düşünmekten, bakışlarımızı içimize çevirmekten alıkoyan şeylerdir. Hapishanenin o kadar korkunç bir ceza olması bu yüzdendir, yine bu yüzden yalnızlığa dayanan insan azdır. Aslında insan muayyen bir olgunluğa ulaşmadığı müddetçe kendi gerçek durumunu samimiyetle açıklayamaz, kendine duyduğu saygının azalmasına dayanamaz. Muayyen bir olgunluğa erişilince boş ve inatçı bir gurur duygusu içinde kalmaktansa acı ve kırıcı da olsa hakikati bütün açıklığıyla görmek tercih edilir.”
***
Bütün bu anlatımdan sonra insanın içinde sürekli faaliyet gösteren saygı düşüncesinin yalnızca bireysel olmadığını, toplumsal bir özünün olduğunu da bilmeliyiz. Onuru korumanın bireysel olmadığını, toplumsal onur yoksa bireysel onurun kibir ve kendini beğenmeye evrilebileceğini düşünmeliyiz. Kendini beğenmenin dışarı yansıması ile birlikte öz eleştiri reddedildiği gibi eleştiriler de ret edilmektedir. Kibir, objektifliği ortadan kaldırır ve sübjektif davranışı egemen kılar. İnsanlar iki temel çizgide birbirinden ayrışır: Birincisi kendisiyle hesaplaşanlar, diğeri de kendi kendiden kaçanlar. Kendi dışındaki sevmeyen insanlar, yalnız kalamazlar. Kendisiyle hesaplaşanlar, tek başına kalsalar da güçlerinden bir şey yitirmez. Bireysel onurunu korumak isteyen başkalarını da sever ve korur. Kendine de başkalarına da adil davranır. Belirli bir olgunluk düzeyinin varlığı durumunda boş gururdan arınıp öz eleştiri yapabileceğimizi anlıyoruz.
Somutlarsak; yetiştirme düzenimiz nedeniyle genellikle erkekler, kendisiyle hesaplaşmaya yanaşmaz. Çocukken ve gençliğinde kadına göre öncelendiği için evlendiğinde de beklentisi bu yöndedir. Çoğunlukla erkeklerin bedeni büyür, kişiliği olgunluğa erişemez. Bu nedenle erkeklerin kendini bilmeme gibi sorunu vardır. Bunun yansıması, boşanmalarda, aile içi kavgalarda, kadın cinayetlerinde görülmektedir. Açılan işyerinin kısa sürede kapanmasında kendini bilmeme hissedilmektedir. Atadan dededen kalan şirketlerin batırılmasında kendini bilmeme etkisi yüksektir. Kurumların kuruluşların ömürlerinin kısalığında, can çekişmesinde yöneticilerin kendini bilmeme hastalığı vardır. Ele geçirilen kurum ve kuruluşların borca batırılmasında da kendini bilmeme gözlemlenir. Kurum ve kuruluşların yıkılmasının temelinde de bu özellik vardır.
Kendini bilen insan başkalarını da sever, sayar. Kadınlar başta olmak üzere hiçbir canlıya zarar vermez. Hatta cansız varlıklara dokunmaz. Şehrini, tarihini ve içindeki insanları korur ve saygı gösterir. Şehrinin tarihi dokusuna zarar vermez. İçinde tarih ve anılar olan stadyuma dokunmaz. Toplumsal mirası sahiplenir. Onurlu olduğunu düşünen insan, toplumsal onura sahip çıkar. Kâğıt fabrikasını da, Fiskobirlik'ini de kapattırmaz, dokundurtmaz.

QOSHE - Kendini Bilme ve Sayma - A. Dursun Yılmaz
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Kendini Bilme ve Sayma

9 1 17
15.11.2022

Önceki iki yazıda, “İyi İnsan, İyi Vatandaş” adlı kitaptan söz etmiştim. Eğitimci ve filozof F.W. Foerster tarafından yazılan bu kitaptan alıntılar yaparak, yazarın düşüncesine yer vermek istiyorum. Kendini Bilme ve Sayma başlığında şunları söylemiş: “Dünyanın en büyük işletmesi insanın içindeki saygı işletmesidir. Orada gece gündüz durmadan çalışır. Bu çalışma yalnız kendinden memnun olmaya sebepler bulmak için değildir, belki de daha fazla içimizde ve dışımızda geçen olayların sebeplerini araştırmak, böylelikle bize zararlı olmalarını, kendimize karşı duyduğumuz saygıyı azaltmalarını önlemek içindir. İçimizdeki bu koskoca fabrika durmadan “koruyucu düşünceler” imal eder. “Koruyucu düşünceler” denince mukadderatımız ve öteki insanlarla münasebetimizin sebep ve tesirleri arasındaki bağlılığı ustaca evirip çevirip, kendimizi aldatan, bize kendimizi tenkit etmek yolunu kapayan düşünce ve anlamlar akla gelir. Her türlü vakaların değiştirilmesi için insan hafızasında da büyük bir çalışma vardır. Daha doğrusu şöyle diyelim: Aşırı derecede kendimizi beğenişimizde birçok vakaları değiştirmeye çalışır, bu beğenme duygusu hiçbir itirazı, ithamı, suçu kabul etmez, hatta geçmiş olaylara ait vicdan azaplarımızı bile susturmak ister. Alman filozofu Nietzesche, hafızanın geçmiş olayları değiştirmeye çalışırken, yaptığı denemeleri şu sözlerle meydana çıkarmıştı: Hafızam,'Bunu sen yaptın' diyor, gururum 'Bunu sen yapamazsın' diyor. Sonunda hafıza gurura boyun eğiyor. Viyanalı ünlü psikolog Freud 'Unutma psikolojisi' adlı bir yazısında unutmanın yalnız hafıza zayıflığından ileri gelmediğini, tersine şuurumuzun karanlığında bir unutma duygusu olduğunu söyler. Bu duygunun bize utanma veren bazı olayları şuurumuzdan tamamıyla atmaya çalıştığını anlatır. Gerçek halde hafızanın büyük mucizeleri olduğu gibi büyük günahları da vardır. Gerçekleri kendi kendimize bile kabul etmemek alışkanlığı, değiştirmek........

© Yeşilgiresun


Get it on Google Play