Önceki yazıda, “İyi İnsan, İyi Vatandaş” adlı kitaptan söz etmiştim. Almanya doğumlu Amerikalı eğitimci ve filozof F.W. Foerster tarafından yazılan ve Müşerref Hekimoğlu tarafından çevrilen Doğan Kardeş Yayınları tarafından 1967 yılında 5. baskısı yapılan bu kitap üzerine devam etmek istiyorum.
Yazar, 1869-1966 yıllarında yaşamıştır. Yapı ve Kredi Bankasının onuncu yıldönümü nedeniyle kendisinden istenmesi üzerine bu kitabın yazıldığı anlaşılmaktadır. Türkçeye çevrilen ilk eseridir.
***
Bu kitaptan alıntılar yapmak ve yazarın düşüncesine yer vermek istiyorum. Yazar, önsözde iyi insanı, iyi vatandaşı tanımlayarak işe başlamış: “İyi insan ne demektir? Bu konu üzerine ciltlerce kitap yazılabilir. İyi insanın bütün faziletleri sayılabilir, karakterlerine, düşüncelerine, duygularına dikkat etmeyen bir kimsenin karşılaşacağı fenalıklar anlatılabilir. Ama iyi insan, dolayısıyla iyi vatandaş şöyle tarif edilebilir: İyi insan yalnız kendini düşünerek hareket etmez, kendi istek ve menfaatlerini ön plana almaz, aksine bu dünyada yalnız olmadığını düşünür. Bunu bir an unutmaz.
Unutkanlığını telafi etmeye bütün kalbiyle hazırdır. Hayatını, güvenini, çalışma saadetini, uzak ve yakın binlerce insanın fedakârlığına, sadakatine, vazife severliğine borçlu olduğunu bilir. Öteki insanlarla kendi arasındaki sıkı bağı koparmamak için her şeyi yapmak zorunda olduğunu sözleriyle, hareketleriyle, düşünceleriyle, duygularıyla velhasıl, bütün varlığıyla hisseder. Biz, bu içten hissedişe 'sorumluluk şuuru' diyoruz. Bu sorumluluk şuuru bizi yalnız söz ve yazıyla üzerimize aldığımız vazifeleri harfi harfine yerine getirmemiz için zorlamaz, aynı zamanda sözümüzün, hareketimizin tesirleri üzerinde düşünmemizi sağlar. Tutamayacağımız yahut tutmak istemediğimiz sözler vermemizi, ödeyeceğimize emin olmadığımız borçlara girmemizi de önler. Başkalarını tehlikeye düşüren, denemelerden geçiren unutkanlıklarımızın pişmanlığını duyurur. … İşte bu sorumluluk duygusu umumileştiği takdirde, bir şeye söz verirken bütün sonuçları göze alan vatandaşlar elde edebiliriz. Geçici başarılar peşinde koşmayan devlet adamlarına sahip olabiliriz. Bir meselenin veya planın 'moral incelemesi' dediğimiz şey gözlerimizin geçici başarıların pırıltısıyla kamaşmasını önler, bir meseleyi en ince noktalarına, sonuçlarına kadar cesaretle, insafsızca düşünmememizi sağlar. Uzun bir incelemeden sonra kendi kendimize 'Şimdi bu işi hâlâ istiyor musun?' diye sualini sorarak karar vermemize yardım eder. Fransız devlet adamı Talleyrand 'Devlet adamı istikbali kalbinde yaşamalıdır' der. Ama istikbali yalnız devlet adamı değil, hepimiz, kalbimizde yaşamalıyız. Eğer bütün vatandaşlar istikbali kalplerinde hissederlerse devlet adamı da hisseder. Ama yalnız devlet adamı hisseder de vatandaş hadiselerin inkişafına karşı vurdumduymaz olursa, devlet adamı ya vazifesini terk etmek zorunda kalır yahut da günün birinde bu vurdumduymazlar veya onların çocukları eksik olan sorumluluk duyguları yüzünden şiddetle cezalandırılırlar.”
***
Şimdi sormak zamanıdır! Hem de önce kendimizden başlayarak, sormalıyız. Kendini düşünmeyen, çıkarlarını ön planda almayan var mıdır? Bu dünyada yalnız kendi varmış gibi davranan insan sayımız az mıdır? Yaşamımızı, uzak veya yakın binlerce insanın fedakârlığına borçlu olduğumuzu kaçımız, anımsarız? Toplumsal güvenimizi, güvenliğimizi dışımızdaki insanların sadakatine, vazife severliğine borçlu olduğumuzu kaçımız kabul eder? Çalışma yaşamındaki mutluluğumuzun, başkalarına bağlı olduğunu hiç düşündük mü? Kaçımızda, sorumluluk bilinci vardır? Sözümüzün, hareketimizin ileride olabilecek etkileri üzerinde hiç kafa yorduk mu? Tutamayacağımız sözler vermiyor muyuz? Ödeyemeyeceğimiz borçlar yapmıyor muyuz? Geçici başarılar peşinde koşmuyor muyuz? Geçici başarılar, gözlerimizi kamaştırmıyor mu? Bir meseleyi en ince ayrıntılarına kadar inceleyerek cesaretle, keskin ve kesin biçimde düşünüyor muyuz? Kendimizi eleştiriyor muyuz? Geleceği, kalbimizde yaşıyor muyuz?
Bütün bunlar yapılabilseydi, Giresun ilinde ulaşım sorunu olmazdı. Güney çevre yolu sorunu olmazdı. Liman tam işlevli olarak yaşıyor olurdu. İstanbul'dan limana gemi, feribot gelirdi. Fındık almaya, yük bırakmaya şilepler gelirdi.
Eski stadyumun yanındaki arsanın kalbine yirmi iki katlı hançer saplanmazdı. Tor Burnunda denizin içine çok katlı apartman yapılmazdı. Deliklitaş'da mezarın dibine kocaman bir bina yapılmazdı. Gemiler Çekeği ve Gedikkaya ile Kale arası beton yığını olmazdı. Tarihi anılarla dolu stadyum yıkılmazdı. Kâğıt Fabrikası haritadan silinmezdi.
Fındık ekonomisinde üreticinin sömürülmesi söz konusu olmazdı. Fiskobirlik, işlevsiz duruma getirilmezdi. Fabrikalar kapanmazdı. İşsiz kimse kalmazdı.
Otopark sorunu olmazdı. Trafikte, yol vermeyen sürücü ile karşılaşmazdık. Kırmızı ışıkta geçmemiz mümkün olmazdı. Ters yöne girilmezdi. Yayalar, üst geçide çıkmazdı.
Acaba, iyi insan mıyız, iyi vatandaş mıyız? Herkesin kendisine sormasını diliyorum. Özellikle bunlara katkısı olanlara soruyorum.

QOSHE - İstikbali Kalbinde Yaşamak! - A. Dursun Yılmaz
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

İstikbali Kalbinde Yaşamak!

4 1 1
08.11.2022

Önceki yazıda, “İyi İnsan, İyi Vatandaş” adlı kitaptan söz etmiştim. Almanya doğumlu Amerikalı eğitimci ve filozof F.W. Foerster tarafından yazılan ve Müşerref Hekimoğlu tarafından çevrilen Doğan Kardeş Yayınları tarafından 1967 yılında 5. baskısı yapılan bu kitap üzerine devam etmek istiyorum.
Yazar, 1869-1966 yıllarında yaşamıştır. Yapı ve Kredi Bankasının onuncu yıldönümü nedeniyle kendisinden istenmesi üzerine bu kitabın yazıldığı anlaşılmaktadır. Türkçeye çevrilen ilk eseridir.
***
Bu kitaptan alıntılar yapmak ve yazarın düşüncesine yer vermek istiyorum. Yazar, önsözde iyi insanı, iyi vatandaşı tanımlayarak işe başlamış: “İyi insan ne demektir? Bu konu üzerine ciltlerce kitap yazılabilir. İyi insanın bütün faziletleri sayılabilir, karakterlerine, düşüncelerine, duygularına dikkat etmeyen bir kimsenin karşılaşacağı fenalıklar anlatılabilir. Ama iyi insan, dolayısıyla iyi vatandaş şöyle tarif edilebilir: İyi insan yalnız kendini düşünerek hareket etmez, kendi istek ve menfaatlerini ön plana almaz, aksine bu dünyada yalnız olmadığını düşünür. Bunu bir an unutmaz.
Unutkanlığını telafi etmeye bütün kalbiyle hazırdır. Hayatını, güvenini, çalışma saadetini, uzak ve yakın binlerce insanın fedakârlığına, sadakatine, vazife severliğine borçlu olduğunu bilir. Öteki insanlarla kendi arasındaki sıkı bağı koparmamak için her şeyi yapmak zorunda olduğunu sözleriyle, hareketleriyle, düşünceleriyle, duygularıyla velhasıl, bütün varlığıyla hisseder. Biz, bu içten hissedişe 'sorumluluk şuuru' diyoruz. Bu sorumluluk şuuru bizi yalnız söz ve yazıyla üzerimize aldığımız vazifeleri harfi harfine yerine getirmemiz için zorlamaz, aynı zamanda........

© Yeşilgiresun


Get it on Google Play