Tamı tamına elli bir yıl bitmiş. Yani, yarım asrı aşkın bir süre geçmiş. Daha dün gibi geliyor. Dün, yakın mı, uzak mı? Uzaksa, neden anılar, neden bu kadar net? Yakınsa, neden bu kadar derinde? Evrende, elli bir yıl nereye düşer? Kelebeğin ömründeki uzunluğu nedir?
Bu kadar sürenin geçmiş olması dile kolay, ama içinde çok zorluklar olduğunu söylemeliyim. Çocuktum. Şimdi dedeyim. Bazı acılar, bir süre sonra geçer. Kol kırılabilir, tedavisinden sonra iyileşirsin. Bir süre sonra kolunun kırıldığını tamamen unutursun, eskiye dönersin. Bazı yaralar, acılar, hiçbir tedaviyi kabul etmez. Acının korunu sürekli içinde saklarsın. Ateşi hiç sönmez. Kabuk kalınlaşsa bile içindeki yara sürekli yanar.
Doğal olarak ölenle ölünmüyor. Herkes kendi yaşamını yaşıyor. Hiç kimse, bir diğerinin yerine yaşamıyor. Bende kendi yaşamımı sürdürüyorum. Bu yaşamın kimseye benzemesi de mümkün değil. Zaten beklemiyorum. Bir başka yaşamla karşılaştırılamaz. Karşılaştırma düşüncesi tamamıyla yanlıştır. Hiç kimse de kendini benimle karşılaştırmasın.
Ölenin yakınlarına “ölenle ölünmüyor” diyerek teselli veririz, sabır dileriz. Acısını, paylaşarak azaltmaya çalışırız. Ölenin yakınını, yaşamın dağdağasına çağırırız. Şimdi, durup düşünüyorum. Bu kadar süre nasıl geçmiş! Kısa mı, uzun mu? Neye göre kısa, neye göre uzun? Kime göre yakın, kime göre uzun?
***
Elli iki sene önce bugün babamı toprağa verdik. Çocuktum. Akşamleyin, elinle gözünle Ankara'ya gitmek üzere arabaya bindirip yolcu ettiğin capcanlı bir adamın, ertesi gün mezara verilmesine tanık olmak, kürekle mezara toprak atmak kolay mı? Bu acının tarifini yapamam. Bu yaranın iyileşmesi mümkün değildir. İçimdeki kor, yanar, yanar. Yaşamın, ölümün ne olduğunu anlamadan mezarın üzerine toprak attım. Canlının, ölünün ne demek olduğunu kavramadan mezara bir sevdiğimi bıraktım.
İsyan etmek değildir ama bugün bile sorarım: Neden? Babasız büyümek zordur, eziyetlidir. İnanın, uzayın boşluğunda yürümek daha kolaydır. Hem de dört kardeşin en büyüğü olarak omuzlarına düşen yükün sorumluluğu ile birlikte yaşamak, çok zordur. Anlatmam, anlatamam.
***
Şimdi, bu yazıyı okuyorsanız, bir sebebi var: Daha ilkokuldayken, daha on yaşında bile değilken 18 Mayıs 1967 tarihinde babam “İyi İnsan, İyi Vatandaş” adlı kitabı, iç kapağına “Şimdi oku; ileride hem oku ve hem de okuduğundan bir şeyler anla; anlat ve tatbik et. Böylelikle bende memnum olurum.” yazarak, anı olarak bana vermişti. Almanya doğumlu Amerikalı eğitimci ve filozof F.W. Foerster tarafından yazılan Doğan Kardeş Yayınları tarafından 1967 yılında 5. baskısı yapılan bu kitabın üzerinde yazılan dilek, yaşam şiarım olmuştur. Bilemem, bu kitap ve bu yazı olmasaydı, yine de yazabilir miydim? Bu gün bu yazıyı, yazılarımı okuyorsanız, altındaki temel dürtünün, babamın bu dileği olduğunu biliniz. Acaba, babam memnun mudur?
Ne dersiniz?

QOSHE - Babam, Memnun mudur? - A. Dursun Yılmaz
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Babam, Memnun mudur?

4 1 12
01.11.2022

Tamı tamına elli bir yıl bitmiş. Yani, yarım asrı aşkın bir süre geçmiş. Daha dün gibi geliyor. Dün, yakın mı, uzak mı? Uzaksa, neden anılar, neden bu kadar net? Yakınsa, neden bu kadar derinde? Evrende, elli bir yıl nereye düşer? Kelebeğin ömründeki uzunluğu nedir?
Bu kadar sürenin geçmiş olması dile kolay, ama içinde çok zorluklar olduğunu söylemeliyim. Çocuktum. Şimdi dedeyim. Bazı acılar, bir süre sonra geçer. Kol kırılabilir, tedavisinden sonra iyileşirsin. Bir süre sonra kolunun kırıldığını tamamen unutursun, eskiye dönersin. Bazı yaralar, acılar, hiçbir tedaviyi kabul etmez. Acının korunu sürekli içinde saklarsın. Ateşi hiç sönmez. Kabuk kalınlaşsa bile içindeki yara sürekli yanar.
Doğal olarak ölenle ölünmüyor. Herkes kendi yaşamını yaşıyor. Hiç kimse, bir diğerinin yerine yaşamıyor. Bende kendi yaşamımı sürdürüyorum. Bu yaşamın kimseye benzemesi de mümkün değil. Zaten beklemiyorum. Bir başka yaşamla........

© Yeşilgiresun


Get it on Google Play