We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Her şeyi Değiştirme Rehberi: İklimi değil, sistemi değiştir! – Ceren Sevin

6 0 0
28.05.2022

Fosil yakıt çıkartmak için sürdürülen boru hattı inşaatları, artan çevre tahribatı, buzulların durmaksızın erimesi ve orman yangınlarından fırtınalara her yıl şiddetlenen iklim olayları… Bir çağa (antroposen) adını vermiş insanın, çevre üzerindeki olumsuz etkilerini sıralamak artık kimse için zor değil. Bu etkiler sonucu insan ile doğanın uzlaştırılamaz olduğu veya insanın doğası gereği bencil olduğu gibi düşüncelere varmak da pek yaygın. Peki ya insanların doğa ile uyum içerisinde yaşadığı bir hayatı tahayyül etmek mümkün mü? Toprağı geleceği düşünerek ektikleri, enerjiyi sürdürülebilir kaynaklardan sağladıkları; kısacası, ekosistemin tepesinde değil de diğer canlılarla eş bir parçası olarak var oldukları bir yaşam hayal edilebilir mi?

Umudu güçlendirmek, hele ki bir geri sayımla karşı karşıyayken, iklim aktivizminin en zorlu görevlerinden biri. Buna rağmen ümitli bir bakış açısı Naomi Klein’ın Rebecca Stefoff ile kaleme aldığı “Her Şeyi Değiştirme Rehberi” kitabının her bölümünde kendini hissettiriyor. Kitabın amacı genç okuyucuları iklim krizinin tarihiyle ve krizle mücadele etmek için kullanılan eylem metotlarıyla tanıştırmak. Yirmi yılı aşkın gazetecilik deneyimi her sayfada hissedilse de Klein’ın kitaptaki tutumu öğretici veya yönlendirici değil. Aksine, her nesli bir öncekinden daha ciddi etkileyen bu çıkmazda, gençlerin hikayesini gençlere ulaştırmak; onlardan öğrenerek ve onların söz hakkına inanarak daha fazla okuyucuya seslenmek istiyor.

İklim adaleti

Kitapta farklı bir geleceği mümkün kılacak iki temel fikir, farklı aktivizm örnekleriyle birbirine örülüyor: İlki, iklim krizinin etkilerinin eşit dağılmadığı ve bu eşitsizliğin sorunların çözümünde göz önünde bulundurulması gerektiği fikri. Kısaca, iklim adaleti. İklim krizinin yol açtığı doğal afetlerin etkileri, fosil yakıt tüketimine dayanan ekonominin getirdiği sosyal ilişkilerden ve değer yargılarından bağımsız değil. Ekonomik, ırksal ve sosyal ayrımlar, doğal afetlerden, kıtlıklardan ve salgınlardan nasıl etkilendiğimizi büyük ölçüde belirliyor. Kitap bu durumu en açık biçimde, 2005 Ağustos ayında New Orleans’ı vurarak binden fazla kişinin hayatını kaybetmesine sebep olan Katrina Kasırgası ile örnekliyor.

Politik temsili az olan siyah işçi nüfusun çoğunlukta olduğu bölgede, kasırgaya karşı koruyabilecek su setlerinin devlet tarafından bakımsız bırakılması sonucu yıkılması ve acil durumlara müdahale etmesi gereken Federal Acil Durum Yönetim Kurulu’nun (FEMA) gerek erzak gerek ulaşım araçları bakımından hazırlıksız olması, sistemik ırkçılığın doğal afet durumunda da bir topluma nasıl yansıdığının izdüşümü. Medyanın kısa süre sonra erzak arayışındaki vatandaşları “yağmacı” olarak nitelendirmesi de bu ırkçılığın dilde kendini açığa vurmakta çekinmediğinin kanıtı.[1]

Yaşananlara rağmen, Klein, Katrina Kasırgası gibi gündelik düzeni sekteye uğratan acil durumların sahip olduğu potansiyeli de tanıyor.[2] Bu duruma bir örnek olarak New Orleans’taki kasırgadan on iki yıl sonra, 2017’de, Porto Riko’yu vuran ve yaklaşık üç bin kişinin hayatını kaybetmesine sebep olan Maria Kasırgası sonrasını inceliyor. ABD’nin kolonisi olarak enerji ve hammadde ithalatına bağımlı bölgede, kasırga sonrası ulaşımın ve elektrik, su gibi temel ihtiyaçların karşılanamaması, topluma bulundukları durumu gösteren bir tokat gibiydi. Afetin ardından zaman içerisinde kendi çabalarıyla solar enerji panelleri kuran ve organik tarıma yönelen Adjuntas bölgesi, Maria kasırgası sonrası enerji ve hammadde açısından bağımsızlaşmayı başardı. Toparlanma sürecinde değişimin merkezi haline gelen Casa Pueblo’da toplanan insanlar politikaların kâr değil, canlılar penceresinden şekillendiğinde yaşamın nasıl değişebileceğini deneyimledi.[3] Aslında bu açıdan,........

© Yeşil Gazete


Get it on Google Play