Yarını olmayan bugünler ülkesi

Gelecek kaygısı, insan olmanın ve yarını öngörebilme yetisinin doğal bir sonucu olsa da hayatın hangi döneminde olursak olalım, hepimiz bilinmezliklerle ve kontrolümüz dışındaki risklerle yaşarız. Ancak Türkiye'de bu duygu artık bireysel bir psikolojik durum olmaktan çıkmış; ekonomik, sosyal ve siyasal koşulların beslediği yapısal bir toplumsal krize dönüşmüştür. Enflasyonun satın alma gücü üzerindeki baskısı, barınma maliyetlerindeki artış ve gelirlerin aynı hızda yükselmemesi, gibi durumlar geleceği planlamayı her geçen gün daha zor hale getiriyor.

Yüksek enflasyon, gelir dağılımındaki bozulma, iş gücü piyasasındaki belirsizlikler, barınma sorunu ve sosyal güvenlik sistemine duyulan güvenin zayıflaması, toplumun her kesiminin geleceğe ilişkin umutlarını aşındırmaktadır. Bugün Türkiye'de insanlar yalnızca geleceklerini değil, yarın sabahı bile planlamakta zorlanmaktadır.

Gençler: Diplomadan Bavula

Gelecek kaygısını en ağır yaşayan kesim hiç kuşkusuz gençler. Üniversite diplomasının istihdam garantisi olmaktan çıkması, liyakat yerine farklı ölçütlerin öne çıktığına dair yaygın kanaat ve giderek daralan ekonomik fırsatlar, gençlerin umutlarını tüketmektedir.

Yeni mezunlar çoğu zaman asgari ücret seviyesinde işlere razı olmak zorunda kalırken, artan kira fiyatları ve yaşam maliyetleri nedeniyle kendi hayatlarını kurmayı dahi ertelemektedir. Ev sahibi olmak bir yana, tek başına kiraya çıkmak bile birçok genç için ulaşılamaz bir hedefe dönüşmüştür.

TÜİK'in 2025 verilerine göre 15-24 yaş grubunda genç işsizlik oranı ,3 seviyesinde bulunurken, ne eğitimde ne istihdamda olan (NEET) gençlerin oranı ise #,3'e ulaşmıştır. Genç kadınlarda bu oran 0'un üzerine çıkmaktadır. Bu veriler, her dört gençten yaklaşık birinin ne eğitim sisteminde ne de iş gücü piyasasında yer alabildiğini göstermektedir.

Son yıllarda yapılan MAK Danışmanlık, IPSOS ve Gençlik Araştırmaları gibi pek çok kamuoyu araştırması, Türk gençliğinin ` ila p'inin fırsat bulduğu takdirde yurtdışına........

© Yeniçağ