Çiftçi güne kâğıt üzerinde zengin, cebinde fakir başlıyor
14 Mayıs. Dünya Çiftçiler Günüydü. Bu anlamlı gün dolayısıyla bir taraftan çiftçiliğin değeri dile getirilirken, kürsülerden trilyonluk destek rakamları döküldü, alkışlar patladı, fotoğraflar çekildi, törenler bitti.
Bugün çiftçi yine tarlasında.
TÜİK nisan verilerini açıkladı: Tarım ürünleri üretici fiyatları yıllık yüzde 42,53 artmış yani çiftçilerin sattığı tarım ürünlerinin ortalama fiyatının geçen yılın aynı ayına göre B,53 yükseldiği anlamına geliyor. Örneğin: Geçen yıl çiftçinin 100 TL’ye sattığı ürün sepeti, bu yıl ortalama yaklaşık 142,5 TL’ye satılıyor demektir. Ama bu tek başına “çiftçi zenginleşti” anlamına gelmiyor. Asıl kritik konu şu: O ürünü yetiştirmenin maliyeti ne kadar artmış?
Çünkü mazot, gübre, tarım ilacı, su, elektrik ve işçilik gibi giderlerin hiçbiri yüzde 42 seviyesinde kalmadı. Çiftçi sattığı sebzeden daha fazla para alıyor gibi görünüyor; ama o sebzeyi yetiştirmek için harcadığı her kuruş da katlanarak büyüyor. Makastaki iki taraf da aynı hızla yükseliyor; aradaki mesafe ise kapanmıyor.
Türkiye’de son yıllarda tarımsal girdi maliyetleri de çok yüksek arttığı için, üretici fiyatındaki artış çoğu zaman maliyet baskısını ancak telafi ediyor.
Bu rakam çiftçi için ne zaman faydalı olur?
Ürün fiyatı maliyetlerden daha hızlı artıyorsa, Çiftçi ürününü zararına değil kârla satabiliyorsa, Aracı ve komisyon baskısı azalıyorsa, Kuraklık/don gibi afetler nedeniyle verim düşmemişse gerçekten olumlu sayılır.
Her ürün aynı mı arttı?
Hayır. Tarım-ÜFE ortalama bir endeks ve sebze başka, buğday başka, meyve başka, süt ve hayvancılık başka etkilenir. Bazı çiftçiler çok iyi sezon geçirirken bazıları zarar ediyor olabilir.
Tüketici açısından ne anlama gelir?
Genellikle birkaç ay sonra: pazarda, markette, gıdada fiyat artışı baskısı yaratabilir. Çünkü üreticideki maliyet/fiyat artışı zamanla tüketiciye yansır.
Özetle: B,53 artış, çiftçinin sattığı ürün fiyatlarının ciddi yükseldiğini gösterse de bunun çiftçinin cebine gerçek kâr olarak yansıması, maliyetlerin ne kadar arttığına bağlı. Türkiye’de çoğu zaman üretici fiyat artışı, yüksek girdi maliyetleri nedeniyle çiftçiye sınırlı rahatlama sağlıyor.
Buna rağmen her yıl aynı tablo: Büyük rakamlar, büyük törenler, büyük vaatler. Çiftçi nüfusu ise azalmaya devam ediyor. Genç köye dönmüyor. Tarlalar ya bölünüyor ya el değiştiriyor ya da beton altında kalıyor.
Tarım politikası törenle değil, tarlada yazılır.
Bunu somutlaştırmak gerekirse;
Konya ovasında buğday eken bir çiftçiyi ele alalım. Ekimden önce gübre alacak; fiyatlar geçen yıla göre bazı gübre türlerinde P ila 0 arasında artmış.
Mazot alacak ama fiyatı yerinde durmuyor, çiftçilerse; finansman sorununu çözmek için tohumla toprağın buluştuğu ekim döneminde desteklerin yatırılmasını, mazottan alınan ÖTV ve KDV’ nin kaldırılmasını, özellikle artan fiyatlar karşısında mazot desteğinin doğrudan litre bazında veya maliyetin tamamını (0) karşılayacak şekilde güncellenmesini bekliyor, ancak sektör temsilcileri mevcut desteklerin yetersiz kaldığını dile getiriyor.
Sulama yapacak, elektrik tarifesi yükselmiş. Hasat zamanı geldiğinde TMO'nun alım fiyatını öğrenecek; o fiyat açıklanana kadar ne ekeceğine karar veremeyecek. Açıklandığında ise ekmiş olacak zaten. Bir yıl boyunca ne kazanacağını bilmeden çalışıyor.
Bu belirsizlik içinde rasyonel kararlar almak mümkün mü?
Çiftçi sadece üretime........
