Avrupa Standartlarında Yasa, Üçüncü Dünya Standartlarında Uygulama: İSG’de Neden Sınıfta Kaldık?
Türkiye, 2012 yılında "milat" sayılan bir adım attı ve müstakil bir İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nu yürürlüğe koydu. Kağıt üzerinde her şey mükemmeldi; Avrupa Birliği müktesebatına tam uyum, her işyerine bir uzman, her çalışana sağlık gözetimi...
Yapılan araştırmalara göre iş kazalarında Avrupa birincisi olan Türkiye, dünyada ise üçüncü durumda. Ancak aradan geçen yıllara rağmen, her yıl binlerce canımızı iş kazalarına kurban vermeye devam ediyoruz. Peki, yasası bu kadar güçlü olan bir ülke, sahada neden bu kadar güçsüz?
"Kader mi, İhmal mi?"
Bizim en büyük düşmanımız bizzat kendi sözcüklerimiz: "Fıtrat", "Kader", "Bana bir şey olmaz." İSG’yi bir "yaşam kültürü" değil, aşılması gereken bir "bürokratik engel" olarak görüyoruz. İşveren için İSG profesyoneli bir "maliyet", çalışan için ise baret takmak bir "yük". Güvenlik önlemlerini üretimi yavaşlatan bir pranga olarak gördüğümüz sürece, dünya liginde en alt sıralardan kurtulmamız imkansız.
Maaşı İşverenden Alan Denetçi
Düşün ki bir hakemsiniz ama maaşınızı maçın taraflarından biri ödüyor. Kararlarınız ne kadar adil olabilir? Türkiye’deki İSG sisteminin en zayıf halkası, İSG profesyonellerinin ekonomik bağımsızlığının olmamasıdır. Uzman veya hekim, hayati bir risk gördüğünde işi durdurma yetkisine sahip olsa da, bu yetkiyi kullandığı an "kapı önüne koyulma"........
