Özgürlük Sorunu
İnsanlık, geleceğini çoğu zaman aklıyla değil, zaaflarıyla kurar. Çünkü insan, kendi iradesine güvenmek yerine çoğu zaman kendisinden daha güçlü gördüğü bir gölgenin altında yaşamayı tercih eder. Bu gölge bazen kutsal bir varlık, bazen bir lider, bazen de sorgulanmadan yüceltilmiş bir ideoloji olur. Değişen sadece isimlerdir; değişmeyen beklenti ise aynıdır; kurtarılmak.
Oysa tarih, insanlığın en büyük yanılgılarından birinin bu “kurtarıcı” fikri olduğunu defalarca göstermiştir. Kurtarıcı beklentisi, insana geçici bir güven hissi verir; fakat aynı anda onun sorumluluk duygusunu köreltir. Sorumluluk zayıfladığında ise özgürlük sessizce elden çıkar. Çünkü özgürlük, sadece hak değil, aynı zamanda ağır bir yük, sürekli taşınması gereken bir bilinçtir.
Bir gücün koruması altında huzur bulduğunu zanneden birey, aslında fark etmeden kendi iradesini o gücün insafına bırakır. Bu, yalnızca siyasal bir tercih değil, aynı zamanda ahlaki bir teslimiyettir. İrade devredildiğinde, insanın varoluşu da başkasının sınırları içine hapsedilir.
İbn Haldun bu gerçeği yüzyıllar önce “asabiyet” kavramıyla açıklar. Ona göre bir toplumu ayakta tutan şey, dışarıdan gelecek bir kurtarıcı değil, o toplumun kendi iç dayanışması, ortak bilinci ve birlikte hareket etme kabiliyetidir. Asabiyet, yalnızca bir aidiyet duygusu değil; ortak kader bilinciyle hareket eden canlı bir iradedir. Bu irade zayıfladığında, en güçlü görünen devletler bile çözülmeye başlar. Demek ki çöküş dışarıdan değil, içeriden........
