Cosçuluk (!)
Askerliğe yeni gelen bir er, teslim işlemleri için askerlik şubesinde kimlik bilgilerini doldurmaktadır.
Adı, soyadı, memleketi, anne ve baba adı derken sıra mesleğine gelir.
Er hiç tereddüt etmeden cevap verir;
Er, yazıcının yüzüne hayretle bakar;
— Bilmiyor musun komutanım?
Yazıcı, karşısındaki adamın şaşkınlığından daha fazla uğraşmak istemez.
— Tamam, tamam…biliyoruz tabiii!
Meslek hanesine “cosçu” yazılır.
Evraklar şube başkanının önüne gelir. Başkanın gözü hemen meslek hanesindeki “cosçu” kelimesine takılır.
— Bu nedir? Cosçuluk ne demek?
Yazıcı da aynı şaşkınlıkla cevap verir;
— Bilmiyor musunuz komutanım?
Şube başkanı da dosyayla fazla uğraşmak istemez;
Ve evrak bir üst makama gönderilir.
Böylece “cosçuluk” kelimesi, askeri hiyerarşinin basamaklarını tek tek tırmanmaya başlar.
Her komutan bir altındakine sorar;
Aldığı cevap aynıdır;
— Bilmiyor musunuz komutanım?
“Tamam” denir ve dosya bir üst makama gönderilir.
Nihayet evrak Ordu Komutanı’nın önüne gelir.
Karşısındaki subay, alışılmış cevabı verir:
— Bilmiyor musunuz komutanım?
Fakat Ordu Komutanı diğerleri gibi dosyayı kapatmaz.
— Biliyorum(!) Ama sen yine de bir anlat bakalım.
İşte o anda zincir kırılır.
Bir önceki komutana, o da bir öncekine, derken herkes birbirine sorar;
Sonunda mesele, mesleğine “cosçu” yazılan ere kadar gelir.
Er gayet sakin cevap verir:
— Komutanım, cosçuluk anlatılacak bir meslek değildir. Yapılarak anlaşılır(!)
Komutanlar meraklanır.
Bunun üzerine Ordu’nun en büyük meydanında bir uygulama alanı hazırlanır.
Yüz tankerin su alabileceği büyüklükte bir çukur kazılır ve suyla doldurulur.
Elli kamyon odun getirilip bir yere yığılır. Üzerine yüz kamyon kömür dökülür.
Ardından tonlarca gaz yağı odun ve kömürün üzerine püskürtülür.
Bütün komutanlar merakla etrafta toplanır.
Cosçu, herkesin biraz geriye çekilmesini ister.
Kendisine bir yay ve ok getirilmesini söyler.
Okun........
