Adalet mülkün temelidir

Devletleri yıkan şey çoğu zaman savaşlar değildir. Devletleri asıl çökerten şey adaletin kaybolmasıdır.

Bu yüzden yüzyıllardır tekrar edilen bir söz vardır; “Adalet mülkün temelidir.”

Osmanlı döneminde bu söz yalnızca bir nasihat değildi. Mahkeme salonlarının duvarlarına yazılırdı. Kadılar hüküm verirken başlarını kaldırdıklarında ilk gördükleri şey bu ilke olurdu.

Çünkü devletin asıl dayanağı toprağı, ordusu ya da hazinesi değil; “adalet duygusudur.”

İslam siyaset düşüncesinde sıkça zikredilen bir başka söz ise bu düşünceyi daha da ileri taşır; “Adalet devletin dinidir.” Genellikle Hz. Ali’ye atfedilen, bazı kaynaklarda ise Nizam el-Mulk’e dayandırılan bu söz aslında devlet felsefesinin özünü anlatır.

Devletin varlık sebebi adalettir. Adalet yoksa devletin meşruiyeti de yoktur.

Bugün dünyanın birçok yerinde yaşanan savaşlar ve güç mücadeleleri bize aynı gerçeği tekrar hatırlatıyor. Sivillerin hedef alındığı, hukukun askıya alındığı bir dünyada kazanan taraf bile aslında kaybeder.

Çünkü adaletin olmadığı bir zafer kalıcı bir barış getirmez.

Adalet yalnızca barış zamanlarının değil, savaş zamanlarının da ölçüsüdür.

Bir ülkede adaletin gerçekten var olup olmadığını anlamak için mahkeme binalarına bakmak yetmez. Asıl bakılması gereken yer, sanık kürsüsüdür.

Çünkü yargının en önemli ayağı savunmadır.

Savunma konuşabiliyorsa adalet vardır. Savunma susturuluyorsa yalnızca hüküm vardır.

Suç isnadıyla yargılanan bir kişinin savunma hakkı kısıtlandığında ortaya çıkan şey adalet değil, yalnızca şeklen yapılmış bir yargılama olur. Böyle bir yargılamada verilen kararın hukuken geçerli sayılması mümkündür belki; fakat toplum vicdanında karşılığı olmaz.

18.yüzyılın büyük hukuk........

© Yeniçağ