KÜSÜCÜ |
Aferin sana. Kendini kapa, kinizmi benimse. Küs, trip at, varlığını çek. Eyvah, şimdi insanlar sensiz ne yapacak? İşin bitti zaten çok bile durdun. Bin zamandır gözüne batmayan, sessiz kaldıkların şimdi sebebin oldu. Küspüs oldun. Ne kattın ki, neyden mahrum ediyorsun karşındakini? Küçücük kötülüklerinle manevi zarar vermeye çalışmaktasın hâlâ. Off, yine kendi kendime konuşmalarımın yazıya döküldüğü anlardayız.
Kendim de dâhil insanları inceliyorum. Hobim bu. O kadar çeşitliyiz ki çözemiyorum. Çözemedikçe de keyifleniyorum. Standardımız yok. Baharat gibiyiz. Bin çeşit.
Savundukları şey, eleştirdikleri şey olmuş birileri var. Mesela annesinin gazabı yüzünden çok zor bir hayat yaşadığını düşünen biri, kendi çocuklarını yaşadığının bin katı zarara sokuyor. “Ben annem yüzünden bunları bunları yaşayamadım,” diyor; sonra bazı seçimler yapıyor, ondan olan çocuklar da onun seçimleri yüzünden benzer zorluklar çekiyor. Ama ilginçtir ki çocuklar annelerini suçlamak yerine, annelerinin anlattığı ebeveynlerini suçlamayı tercih ediyorlar. Dıdısının dıdısı…
Herkes içinde bulunduğu, yetiştiği durumla değerlendiriliyorsa burada ayrıcalık yapamazsın. Babanın hangi durumda ne yaptığını değerlendirip ona anlayış gösterirken, babanın babasının nasıl bir hayat yaşadığını da irdelemen lazım.
Aslında konu bu değil. Konum küsmek. Küsmek; incinme, kırılma veya öfke nedeniyle biriyle iletişimi kesmek veya tavır almak demektir. Duyguları açıkça konuşmak yerine sessiz kalarak veya somurtarak tepki gösterilen pasif-agresif bir davranış formudur.
Küsmenin temel özelliklerini şöyle sayalım: İletişimsizlik: Konuşmayı reddetme veya minimumda tutma. Tavır alma: Somurtma, iğneleyici imalar veya görmezden gelme. Duygusal tepki: Kırgınlık veya öfke hissi. Bunlarda amaç genelde karşı tarafı cezalandırmak veya kendi kırgınlığını hissettirmektir. Sorunları konuşarak çözmek yerine kaçınma davranışı olarak görülür ve ilişkilerdeki bağları kopartır.
İnsanlar belli sebeplerle kin tohumlarını sulamayı seviyorlar. Ben unutkan olduğum için not tutuyorum. Çünkü niye küstüğümü unutuyorum ve yeniden avlanıyorum. Bazen küsmek farz gibi oluyor. Küsenler fena değişiyor. Bir ömür boyu ağzından sevgi sözcükleri çıkan insanlar, bir bakıyorsun ki nefret kusuyorlar. Her çeşit zararı verebilecek hâle dönüşüyorlar.
Kızmıyorum çünkü herkesin kendi çapı var. O çap içerisinde gösterebileceği farklı bir tavır yok. Aşk romanı okumuş, cinayet romanı okumuş, savaş romanı okumuş, bilim kurgu romanı okumuş; Mevlânâ okumamış! İnsan sevmeyi, insanı anlamayı, affetmeyi okumamış. İnsanları tarafsız yargılamayı öğrenememiş. Şimdi bu kişi küsüyor, kin tutuyor diye kızamazsın ki. Sevmediği kişiye benzeyen ama bunun farkında olmayana ne diyebilirsin? Başka bir şey görmemiş, öğrenmemiş…
Birçoğumuzun içinde bulunduğu kızgınlıkların esas sebebi belki de yanı başında… Yaşadığı tüm travmaların kaynağı muhtemelen solunda oturuyor veya mutfakta makineyi yerleştiriyor ya da içerdeki odada uyumakta. Psikolojindeki tüm yaralar onun bencil tercihleri. Sen mutsuz değilsin. Edilmişsin.
Bunu fark edebilmek pişmişlik ister. Aslında çok basit. O kişiyi bulabilmek için kendini koruyup kollayanlara nasıl davrandığını izlemek yeterli. Dikkatli bakarsan gerçek suçluyu bulabilirsin.
Hayatını yalanlar üzerine kurmuş, kendini sütten çıkmış ak kaşık gibi göstermeye çalışan insanlar yakalandıklarında, onları yakalayan kişiye küserek kendilerini güvenceye alıyorlar. Mağduru, kusursuzu oynamaya devam edebilmeleri için tanık olmamalı. Zaten isteyen kim? O tarza muhtaç olmamak yeterli şans. Sevgisine muhtaç olana bile kırık bahanelerle kafasını döndürmeyenler, sevgiye muhtaç olduklarında cama bakarlar.
Yazdığım yazı bana dokundu. Küstüm. Bir şey mi ima etmeye çalıştım acaba? Laf mı soktum? Bir daha kendimle görüşmeyeceğim. Bu defa gerçekten küstüm…