ATA TÜRKÇE |
“Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır.”
“Dil, kılıçtan keskindir.”
“Dilin kemiği yoktur…”
“Hançer gibi dil, pamuk gibi yürek gerekir.”
İnsan, asırlardır aynı hakikati farklı cümlelerle anlatmış; dili yine dille tarif etmiştir.
“Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz.” deriz.
İngilizler, “Eylemler sözlerden daha güçlüdür.”;
Almanlar, “Konuşmakla fırın ısınmaz.”;
Çinliler ise, “Konuşmak pirinci pişirmez.” diye ekler.
İnsanlık, kelimelerin gücünü anlatırken şunu bilir: Söz tek başına yetmez; eylemle anlam kazanır.
Ama şu da bir gerçek ki, er eylemler düşüncelerden doğar; insanı düşündüren de, harekete geçiren de çoğu zaman sözdür.
Ve bence bazen; “Lafla peynir gemisi yürür.” Yeri gelir, dünyayı kelimeler döndürür.
Doğru söz; yerinde ve zamanında söylendiğinde bir savaşı durdurabilir, bir kalbi onarır, bir milleti ayağa kaldırır.
Dilin kökeni, insan evrimiyle ilişkisi ve sonuçları yüzyıllardır araştırılıyor. Bilim insanları; fosillerden, arkeolojik kalıntılardan ve dünya üzerindeki dil çeşitliliğinden yola çıkarak dilin izini sürüyor.
Birçok kişi, dilin kökenleri ile modern insan davranışının kökenleri arasında yakın bir ilişki olduğunu savunuyor. Ancak bu bağlantının gerçekleri ve sonuçları konusunda hâlâ bir fikir birliği yok.
Dil, insanın sahip olduğu en değerli yetilerden biri. İnsanları birbirine bağlayan, kültürü nesilden nesile aktaran, tarihin derinliklerinden bugüne uzanan en güçlü köprü.
Konuşulan her dil saygıyı hak eder. İnsan, kendi dilini doğru konuşmalı, kurallarına uymalı, noktasına virgülüne dikkat etmeli ve diline hak ettiği değeri vermelidir.
Alman filozof Heidegger’in ifadesiyle “Dil, varlığın evidir.” İnsan ne kadar düzgün konuşursa, o........