BU DOSYALAR DA AÇILACAK MI? |
Adalet Bakanı Akın Gürlek, faili meçhul 693 cinayet olduğunu belirtti, bunları aydınlatmak için gerekenlerin yapılacağını söyledi.
Son derece önemli bir açıklama bu.
Dilerim ki verilen söz tutulur, faili meçhul tek bir cinayet bile kalmaz.
Şunu da ifade edeyim:
Öyle cinayetler var ki tetikçiler yakalanıyor ama onların arkasındaki güçlere bir türlü ulaşılamıyor.
Acaba o dosyalar da açılsa iyi olmaz mı?
Bu konuda gazeteci cinayetleriyle ilgili birkaç örnek vereyim:
Milliyet Gazetesi Genel Yayın Müdürü ve Başyazarı Abdi İpekçi, 1 Şubat 1979’da arabasında uğradığı silahlı saldırı sonucu öldürüldü.
Mehmet Ali Ağca, cinayetin faili olarak yakalandı ve Maltepe Askeri Cezaevi’ne konuldu.
Ne var ki 21 Kasım 1979’da cezaevinden kaçırılıp yurt dışına çıkarıldı.
1981’de Papa 2. John Paul’a suikast girişiminde bulunduğu için yakalanıp ömür boyu hapse mahkûm edildi.
2000 yılında Papa tarafından affedildi. Türkiye’ye iadesi yapıldı.
“Ben Abdi İpekçi’nin katili değilim sadece aktörüm” dedi.
Kaçtığında gıyabında yargılanıp idama mahkûm edilmişti ama çıkan af yasalarından yararlanıp cezası 10 yıl hapse çevrildi.
2010’da tahliye oldu.
“İpekçi cinayetinin azmettiricileri kimlerdi? Katil, askeri cezaevinden yurt dışına kimlerin yardımıyla kaçırılmıştı?”
Bu soruların yanıtları bulunamadı.
Cumhuriyet Gazetesi Yazarı Uğur Mumcu, 24 Ocak 1993 tarihinde evinin önünde arabasına yerleştirilen bombanın patlaması sonucu hayatını kaybetti.
Patlamanın ardından olay yerine gelen inceleme ekipleri kalıntıları çalı süpürgesiyle süpürdü.
Bu hareket “delil karartma” iddialarına yol açtı.
2000 yılında dış bağlantılı yasadışı dinci silahlı bir örgütün cinayeti işlediği gerekçesiyle açılan davada yargılananlar ve hapis cezalarına çarptırılanlar oldu.
Ancak bu olayda da, “Perde arkasında kimler vardı? Laik, demokrat, cumhuriyetçi, Atatürkçü bir yazar kimlerin emriyle öldürüldü” soruları yanıtsız kaldı.
Cumhuriyet Gazetesi Yazarı Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı, 21 Ekim 1999’da otomobiline yerleştirilen bombanın patlaması sonucu hayatını kaybetti.
Bu cinayette de dış bağlantılı yasa dışı dinci silahlı bir örgütün varlığı dikkat çekti.
Aynı yasadışı örgütün Prof. Dr. Muammer Aksoy, Prof. Dr. Bahriye Üçok ve Uğur Mumcu suikastlarının de aralarında olduğu 18 olaydan sorumlu olduğu belirtildi.
Böylesine güçlü bir yasadışı örgütün tüm bağlantılarına ulaşılamadığı, esas faillerin yakalanamadığı iddiaları yıllarca gündemde kaldı, tartışıldı.
Agos Gazetesi Genel Yayın Müdürü ve Yazarı Hrant Dink, 19 Ocak 2007’de sokakta yürürken uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetti.
Cinayetin tetikçisi olarak Ogün Samast yakalandı.
Samast cinayeti çocuk yaştayken işlediği için 22 yıl 10 ay hapis cezası aldı.
17 yıl hapis yatan Samast 2023’te şartlı salıverme kapsamında tahliye edildi.
Hrant Dink cinayetiyle ilgili aralarında kamu görevlilerinin de olduğu başka kişiler de yargılandı.
Ne var ki “Azmettiriciler kimlerdi, cinayet kimlerin ihmali sonucu işlendi” sorularına bugüne kadar net yanıtlar bulunamadı.
Tabii bu örnekler çoğaltılabilir ve Sabahattin Ali cinayetine kadar uzanabilir.
Bakalım neler yapılacak, karanlıkta kalan hangi olaylar aydınlığa kavuşacak?
Fenerbahçe, 3-0 yenildiği Galatasaray derbisine şu kadroyla çıktı:
Ederson, Semedo, Skriniar, Oosterwolde, Brown, Guendouzi, Kante, Nene, Kerem, Talisca, Cherif.
Son derece tuhaf değil mi?
Takımın biri hariç tüm futbolcuları yabancıydı.
Üstelik bu yabancılar arasında yaşlı, sakat, formsuz olanlar vardı. Bazıları da geçimsizdi.
Oysa Fenerbahçe’nin, şimdiye kadar onlarca futbol okulu ile yine onlarca genç takım kurması, buralardan yetişen pırıl pırıl gençlerle sahaya çıkması gerekirdi.
Yani Fenerbahçe, geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi bu yıl da yıllardır izlediği yanlış politika yüzünden başarılı olamadı.
Can Bartu, Fenerbahçe’nin efsanelerinden biriydi.
Hem basketbol takımında hem futbol takımında oynuyordu.
Hatta bir gün basketbol maçında oynadıktan birkaç saat sonra futbol takımıyla maça çıkmışlığı bile vardı.
İşte bu değerli sporcunun, Futbol Federasyonu’nun çıkardığı “Tam Saha” dergisine anlattığı şu anı bugünkü Fenerbahçe yönetiminin kulaklarına küpe olmalı:
“Türkiye’de genç takımlara önem verilmiyor. Bu konuda bir örnek vereyim:
70’li yılların başında Ajax, Bayern Münih’i 4-0 yenince Bayern’in başkanına ‘Böyle bir fark olur mu’ diye sordular.
Adam, ‘Evet olur. Bizim 12, Ajax’ın 32 tane genç takımı var. Aradaki fark budur’ cevabını verdi.”