“EŞİNİZİ ASTIK, İP PARASINI ÖDEYİN!”

Cumhurbaşkanı vekilliği, Meclis başkanlığı, milletvekilliği yapmış, çeşitli partilerde genel başkan olarak görev almış, darbe dönemlerinde hapse girip çıkmış, Türk siyasetinin son 60 yılına damga vurmuş, Atatürk ilkelerine sımsıkı bağlı bir isimdi 92 yaşında kaybettiğimiz Hüsamettin Cindoruk.

Şu ünlü söz onu da anlatıyordu:

“Oturduğu koltuktan değer kazanan değil oturduğu koltuğa değer katanlardandı.”

Ölümünün ardından siyasi hayatından çok söz edilirken 27 Mayıs askeri darbesinden sonra Yassıada’da yargılanan siyasilerin avukatlığını yaptığı dönem sanki biraz ihmal edildi.

Cindoruk’un anılarına dayanarak o dönemi anlatmak istiyorum.

27 Mayıs askeri darbesinden sonra Başbakan Adnan Menderes ve arkadaşları Yassıada’ya götürülmüş, kurulan bir mahkemede yargılanmaya başlanmıştı.

Genç bir avukat olan Hüsamettin Cindoruk, İstanbul Barosu’nun, “Hiçbir avukat Yassıada’da yargılananların savunmasını üstlenmeyecek” şeklindeki talimatını dinlemedi, Maliye Bakanı Hasan Polatkan başta olmak üzere bir grup DP’linin avukatlığını aldı.

Polatkan ciddi bir siyaset adamıydı.

Maliye Bakanı olarak denk bütçeye büyük önem veriyor, gereksiz harcamalar yapılmasına karşı çıkıyordu.

Bu çerçevede ordu mensuplarının maaşlarının artırılması yönündeki teklifleri de reddetmişti.

Darbecilerin ona öfkelerinin, kızgınlıklarının ana nedeni buydu.

Davanın hâkimleri ve savcıları bir yerlerden talimat almış gibi davranıyor, duruşmaları adeta usulen yapıyorlardı.

Cindoruk bu duruma tepki gösterdi, mahkeme heyetine, “Kararlar sümenin altındaysa çıkarıp okuyun!” diye bağırdı.

Bu sözleri nedeniyle hemen tutuklandı, aylarca askeri cezaevinde kaldı.

Mahkemede hâkimlere karşı çıkan isimlerden biri de Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu’ydu.

Hakkındaki suçlamaları sert ifadelerle reddediyordu.

Hatta bu yüzden duruşmaya ara verildiği bir sırada gardiyan görevi yapan askerler tarafından feci şekilde dövüldü.

Darbe mahkemesi, yargılanan DP’lilerden 15’i hakkında idam cezası verdi.

Ankara’daki darbeciler, bu cezalardan sadece Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ın cezalarının infaz edilmesini uygun buldu.

Hüsamettin Cindoruk, Hasan Polatkan’ın avukatı olarak idam kararının infazında bulunmak istiyordu. Görevinin bir parçasıydı bu.

Ne var ki Yassıada’ya gittiğinde, idamın iki saat önce yapıldığını öğrendi.

Cellat, idamda kullandığı ip ve Polatkan’a giydirdiği beyaz önlüğü bir torbaya koymuş orada bekliyordu.

İdama mahkûm edilenlerin aileleri infazların yapılmayacağına, verilen cezaların müebbet hapse çevrileceğine inanıyorlardı.

Cindoruk, böyle bir ortamda idam haberini ailesine bildirmek için Polatkan’ın evine gitti, başını önüne eğerek, “Üzgünüm, Hasan Bey’i kaybettik” dedi.

Polatkan’ın eşi duydukları karşısında çığlıklar atarak ağlamaya başladı. Acısı tarifsizdi.

Bu tablo Cindoruk’u çok etkiledi, hayatı boyunca unutamadı.

Cindoruk’un o günlerden unutamadığı bir olay da şuydu:

İdam edilen siyasilerin ailelerinden Muhasebe-i Umumiye Kanunu gereğince idamların infazı sırasında kullanılan iplerin parası istenmişti.

Yani bir yerde, “Devlet idam kararını infaz ederken ip kullanarak masrafa girdi. Bunların parasının infazı yapılanların aileleri tarafından ödenmesi gerekiyor” deniyordu.

Neyse ki tepkiler sonucu o paraların tahsil edilmesinden vazgeçildi.


© Yeniçağ