Tam olarak ne değişti

2025 yılı biterken herkesin elinde bolca rakam var. Enflasyon oranları aşağı inmiş, faizler “tepe noktasını gördü” havasında, büyüme tahminleri ise temkinli bir iyimserlikle cümle aralarına serpiştirilmiş durumda. Grafikler fena görünmüyor. Sunumlar akıyor. Ekonomi sayfalarını hızlıca tarayan biri için her şey yolunda bile sayılabilir. Zaten umut dediğimiz şey de çoğu zaman böyle başlıyor: Birkaç rakam yer değiştiriyor, biz de hayatın peşinden geleceğini varsayıyoruz.

Ama 2025, bu varsayımın pek de çalışmadığı bir yıl oldu.

Türkiye ekonomisi açısından bakıldığında yılın ana teması “rasyonaliteye dönüşün sabır gerektirdiği”ydi. Para politikası sıkıydı, söylem kararlıydı, hedefler netti. Enflasyon düşüyordu, ya da en azından düşüyor gibi görünüyordu. Ne var ki bu düşüş, çoğu insan için istatistiksel bir olay olarak kaldı. Çünkü enflasyon gerilerken kiralar kendi başına bir hayat yaşamaya devam etti. Ücretler artarken, artışlar genellikle ev sahibine selam verip yoluna devam etti. Böylece 2025’te yeni bir ekonomik gerçeklikle tanıştık: Rakamlar düzelebilir ama hayat aynı hızda yavaşlamayabilir.

Ücret meselesi bu ironinin belki de en berrak hâliydi. Yüzdelik artışlar açıklandı, beklentiler konuşuldu, “denge” vurgusu yapıldı. Sonra herkes kendi hayatına döndü ve şu basit hesapla baş başa kaldı: Bu maaş, bu kirayla yan yana durabiliyor mu? Çoğu zaman cevap hayırdı. Enflasyon düşerken geçim derdinin yerinde sayması, 2025’i “makro iyimserlik, mikro yorgunluk” yılına çevirdi.

Dünya da çok farklı bir yerde........

© Yeniçağ