menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sırada ne var?

34 0
12.08.2026

Dün TBMM'de çerçeve yasanın kabul edilmesiyle birlikte yalnızca bir kanun teklifinin yasalaşmasına tanıklık etmedik. Aynı zamanda Türkiye siyasetinde muhalefetin kendisini nasıl konumlandırdığına dair oldukça ilginç bir tablo ortaya çıktı.

Oylamanın sonucu net: 467 kabul, 87 ret, 7 çekimser oy.

Fakat bu rakamların arkasındaki siyasi tercihler, rakamların kendisinden çok daha fazla şey söylüyor.

AK Parti, MHP ve DEM Parti'nin yanı sıra CHP'nin de katıldığı geniş bir kabul tablosu oluştu. CHP'de 29 milletvekili kabul, 2 milletvekili ret oyu kullandı; Yeni Yol grubunda 16 kabul, 3 çekimser oy çıktı. Yeniden Refah Partisi ise dört milletvekiliyle çekimser kaldı.

YENİ Parti'de ise bambaşka bir tablo vardı: 35 kabul, 54 ret oyu. Yani parti içinde “hayır” diyenler çoğunluktaydı.

Tam da burada siyaset açısından daha önemli bir soru ortaya çıkıyor:

Bu kadar farklı siyasi gerekçeyle ortaya çıkan oyların sonunda oluşan 467 sayısı, gerçekten bir Meclis mutabakatını mı gösteriyor?

Yoksa farklı itiraz biçimlerinin aynı sonuca bağlandığı bir siyasi tabloyla mı karşı karşıyayız?

Çünkü dün Meclis'te yalnızca “evet” ve “hayır” yoktu.

“Evet ama...”, “çekimser ama...”, “grubu serbest bırakıyoruz ama...” gibi farklı siyasi pozisyonlar vardı.

Bunun demokratik siyasette elbette bir karşılığı olabilir. Bir siyasi parti bir düzenlemenin bütününü desteklerken bazı hükümlerine itiraz edebilir. Bir başka parti “hayır” demeyi de “evet” demeyi de doğru bulmayıp çekimser kalabilir. Bir parti ise milletvekillerinin kendi bölgelerinin hassasiyetlerine göre karar vermesini isteyebilir.

Bunların tamamı meşru siyasi tutumlardır.

Fakat meşruiyet başka, siyasi sorumluluk başka şeydir.

Çünkü Meclis tutanaklarında gerekçeler değil, kullanılan oy görünür.

Bir milletvekili “Ben bu yasayı eleştiriyorum ama yine de evet veriyorum” dediğinde tarihe geçen oy evet olur.

“Bu düzenlemenin bazı sonuçlarından endişeliyim ama sürecin önünü kapatmak istemiyorum” dediğinde de sonuç değişmez.

Çekimser kaldığında ise hayır dememiş olur.

İşte bu nedenle dün yaşanan tablo bana Türkiye'nin yakın siyasi geçmişindeki “Yetmez ama evet” tartışmasını hatırlatıyor.

Elbette birebir aynı şey değil.

O........

© Yeniçağ