Oyunları bozan mı Oyuna gelen mi?

Son yıllarda Türkiye siyasetinde dikkat çeken bir anlatı var: “Dışarıda oyun bozan, içeride güçlü devlet.” Bu söylem, uluslararası krizlerin, bölgesel gerilimlerin ve diplomatik restleşmelerin merkezine yerleştirilen bir liderlik imajı üzerinden inşa ediliyor. Ancak bu güçlü retoriğin içerideki ekonomik ve toplumsal sıkışmışlıkla kurduğu ilişkiyi sorgulamak gerekiyor. Çünkü dış politikadaki her sert çıkış, içerideki her yoksullaşma gerçeğini ortadan kaldırmıyor; sadece gündemin yönünü değiştiriyor.

Türkiye bugün yüksek enflasyon, alım gücü kaybı ve geniş kesimlerde derinleşen geçim sıkıntısıyla karşı karşıya. Resmî enflasyon verileri ile sokaktaki fiyat artışları arasındaki makas, toplumun önemli bir bölümünde güven sorununa yol açmış durumda. Asgari ücret ve emekli maaşları yapılan zamlarla kısa süreli rahatlama sağlasa da birkaç ay içinde yeniden eriyor. Gıda fiyatları, kira artışları ve temel tüketim kalemlerindeki yükseliş, sabit gelirli kesimleri sürekli savunma pozisyonunda bırakıyor. Buna rağmen siyasal tartışmanın ana ekseni çoğu zaman ekonomi değil; dış tehditler, küresel oyunlar ve “Türkiye’ye diz çöktürmek isteyen güçler” oluyor.

Bu noktada eleştirel bir soru sormak gerekiyor: Dış politikadaki sert ve meydan okuyucu söylem, ekonomik başarısızlıkların üzerini örtmek için bilinçli bir tercih mi? Elbette Türkiye’nin jeopolitik konumu gereği dış politika başlı başına önemli bir alan. Ancak neredeyse her iç kriz anında dozajı artan “oyun bozma” retoriği, ister istemez bir işlevsellik tartışmasını beraberinde getiriyor. Özellikle seçim dönemlerine ya da ekonomik daralmanın hissedilir biçimde arttığı zamanlara denk gelen dış politika hamleleri, kamuoyunun dikkatini farklı bir yöne çekiyor.

Benzer bir durum “barış ve........

© Yeniçağ