İran da ya O ya diğeri seçimi |
İran üzerine yapılan güncel tartışmaların büyük bölümü, neredeyse refleks hâlinde, iki tarihsel rejim arasında taraf olmaya zorlayan bir dil üzerinden kuruluyor: Pehlevî monarşisi ile İslam Cumhuriyeti. Oysa bu ikili karşıtlık, İran toplumunun siyasal iradesini anlamaktan çok, onu dar bir tarihsel çerçeveye sıkıştırma işlevi görüyor. Bugün gerek diaspora merkezli yayınlarda gerek bölgesel güç mücadeleleriyle bağlantılı analizlerde, İran halkının bu iki rejimden birini “tercih etmek zorunda” olduğu fikri bilinçli biçimde yeniden üretiliyor. Bu üretim sürecinde dini ve etnik aidiyetler, siyasal tercihin yerine ikame ediliyor.
Bu durum yeni değil. İran modern tarihinin kritik kırılma anlarına bakıldığında, toplumun kendi siyasal iradesini çoğulcu biçimde ortaya koymasının sistematik olarak engellendiği görülür. 1963’te Şah Muhammed Rıza Pehlevî tarafından başlatılan Ak Devrim, bu sürecin erken ve çarpıcı örneklerinden biridir. Toprak reformu, kadınlara seçme ve seçilme hakkı, okuma-yazma seferberliği gibi başlıklarla sunulan bu reform paketi, yüzeyde modernleşmeci bir hamle olarak algılansa da, özünde yukarıdan aşağıya ve katılımcılıktan uzak bir yeniden yapılandırma projesiydi. Reformların içeriğinden çok uygulanma biçimi, toplumun geniş kesimlerini siyasal karar alma süreçlerinin dışına itti.
Ak Devrim’in özellikle kırsal bölgelerde yarattığı sosyoekonomik dönüşüm, geleneksel yapıları zayıflatırken yeni bir orta sınıf yaratmakta yetersiz kaldı. Toprak reformu, büyük toprak sahiplerini tasfiye ederken köylüyü güçlendirmedi; aksine kırdan........