Bayraktan kim rahatsız olur? |
Orta Doğu Teknik Üniversitesi kampüsünde yaşanan bir tartışma, aslında yalnızca bir öğrenci kavgası değildi. Adı “Devrim” olan bir şenlikte, bir grup öğrencinin Türk bayrağı açmasıyla başlayan gerilim kısa sürede başka bir tartışmanın sembolüne dönüştü. Çünkü mesele, “provokasyon” iddiasının çok ötesine taşındı. Eğer ortada bir provokasyon varsa bile, bir ülkenin bayrağını taşımak nasıl olur da saldırının gerekçesi hâline gelir?
Daha önemlisi şu değil mi: Bir ülkenin bayrağından kim rahatsız olur?
Bu soru basit gibi görünür ama aslında Türkiye’nin yıllardır kaçtığı bir yüzleşmenin kapısını açar. Çünkü bu ülkede bazı semboller artık yalnızca sembol olarak görülmüyor. Hele ki Türk bayrağı… Kimi zaman birleştirici bir aidiyetin işareti, kimi zaman ise ideolojik bir kavganın hedefi hâline getiriliyor.
Oysa dünyanın neresine giderseniz gidin, üniversite şenliklerinde kendi ülkesinin bayrağını taşıyan gençler normal karşılanır. United States’de Amerikan bayrağı açılması bir “gerilim sebebi” olarak görülmez. France’da Fransız bayrağı taşıyan öğrenciler “kimliği provoke ediyor” diye suçlanmaz. Germany’de Alman bayrağı açan birine saldırılması toplumun büyük kısmı tarafından marjinal bir hareket olarak değerlendirilir. Çünkü insanlar şunu bilir: Bayrak, devletlerle kavga edenlerin değil, toplumların ortak sembolüdür.
Peki Türkiye’de neden farklı bir psikoloji oluşuyor?
Belki de asıl mesele tam burada başlıyor. Çünkü bu ülkede uzun süredir bazı çevreler, Türk bayrağını yalnızca “milliyetçi” bir sembole indirgemeye çalıştı. Oysa bayrak dediğimiz şey, ideolojilerin üstünde bir ortaklık alanıdır. Sağcının da bayrağıdır, solcunun da. Muhafazakârın da bayrağıdır, sekülerin de. Kürt’ün de bayrağıdır, Türk’ün de. Çünkü vatandaşlık bağı tam olarak böyle bir........