Ruhban Okulu Eylül’de açılıyormuş…
İktidarın günlük olarak farklı konularla meşgul ettiği muhalefet her seferinde aynı tuzağa düşmeyi başarıyor.
Oysa devleti yönetecek bir siyasi parti hem daha hazırlıklı olmalı hem de aynı anda birçok sorunla mücadele etmeyi başarmalı.
Bugün olduğu gibi başarmadığı takdirde, iktidar kendi menfaatleri doğrultusunda istediğini çok daha rahat ve denetimden uzak yürütme imkânına sahip oluyor.
İşte bugün Ruhban Okulunun açılmasıyla ilgili olanlar da tam da budur.
AKP, Amerikan Başkanı Donald Trump’a Ruhban Okulu’nun açılması için elinden geleni yapacağını söylediğinde, CHP veya diğer muhalif partiler tamamen sessiz kaldı ve günümüze kadar da sessizliklerini ve ilgisizliklerini koruyorlar.
Heybeliada’da bulunan Rum Ortodoks Patrikhanesine bağlı Ruhban Okulu 1971 yılına kadar din adamları yetiştiriyordu.
Dünyadaki tüm Rum Ortodoks mezhebine mensup Hristiyanların dini önderliğini yapan Patrik ve İstanbul Başpiskoposu Bartholomeos da bizzat Heybeliada’daki Ruhban Okulu’ndan mezundur aynı zamanda.
Okul, 1 Ekim 1844 yılında Sultan Abdülmecid döneminde Osmanlı Devlet’inden resmi izin alınarak açıldı ve Cumhuriyetimizin 1923 yılında kurulmasıyla birlikte her hangi mevzuatında değişiklik yapılmadan 1971 yılına kadar din adamları yetiştirmeye devam etti.
Söz konusu 127 yıl içinde yaklaşık 1.000’den fazla din adamı yetiştiren okulda sadece Türkiye’de Rum Ortodoks Kilisesi için değil, Yunanistan, Balkanlar, Orta Doğu ve dünyanın çeşitli yerlerde hizmet eden mezunlar verdi.
1950-1969 yıllar arasında okulun ilahiyat bölümü 225 öğrenci yetiştirdi.
Mezunların 38’i Türk vatandaşıydı, diğer 187 öğrenci ise Yunanistan ve farklı ülkelerden gelen yabancı öğrencilerdi.
1971 yılında Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi özel yükseköğrenim kurumlarının devlet denetimine alınmasına ilişkin karar aldı.
Kararın alınması esasında 1961 Anayasasının yükseköğretimle ilgili hükümlerine dayalıydı.
1960’lı yıllarda Türk devlet üniversitelerin kapasiteleri yetersizdi. Bu nedenle mühendislik, iktisat, eczacılık ve ticaret gibi alanlarda çok sayıda özel yüksekokul açılmıştı.
Zaman içinde eğitim kalitesindeki farklılıklar, kurumların kar amaçlı güdülmesi ve Anayasal yorumlarında görüş ayrılığı gibi konular sağlıklı ve fırsat eşitliğine dayalı bir eğitim modelinin oluşmasına engel olunduğu görüldü.
Ancak en büyük sorun esasında Türk Devleti çok çeşitli faaliyet gösteren eğitim kurumlarını denetlemekte güçlük çekiyor olmasıydı.
Özel yüksekokulların ne kadar bağımsız olması konusuyla birlikte müfredatı kimlerin belirlemesi gerektiğini, öğretim üyelerini kimin ataması gerektiğini, diplomaların denkliğini kim ve hangi standartlara göre sağlanması gerektiğini ve tabii ki mali denetim nasıl ve kimler tarafından yapılacak olması gibi son derece önemli konular 1971 yılındaki Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi tarafından özel yükseköğrenim kurumlarının devlet denetimine alınması kararını çıkartan gerekçeler oldu.
Karar gereği tüm özel yüksekokulları devlet üniversitesine bağlanması veya Türk Devleti tarafından denetlenmeyi kabul etmediği takdirde de kapatılması........
