İnsan olmasa da olur mu?
Geleceğe bir reddiye yazmak için başlamadım, bu satırlara. Akıntıya karşı kürek çekmeyi de aklımdan geçirmiyorum. Romantizm ya da nostalji peşinde olmadığımı da önceden söyleyeyim. Benimkisi sadece yakın günlere bir rezervasyon yaptırmak. Sınır, bugün çekilmezse bırakın kullandığımız aracı gereci, evi barkı; mesleğimizden bedenimize kadar sensörlerle kuşatılacağız.
Makine öğrenme algoritmaları ne kadar gelişirse gelişsin, otomasyon ne kadar hassaslaşırsa hassaslaşsın, insan ruhu çalışma ilişkilerine hakim olmalıdır. Özellikle de empatinin yoğun olduğu, insanın insanla, insanın acıyla, sevgiyle, kırılganlıkla yüz yüze geldiği işlerde. Yapay zeka bu alanlara ya hiç girmemeli ya da en fazla arka planda, sessiz bir asistan gibi durmalıdır. Çünkü empati, veriyle değil, bakışla; hesapla değil, yürekle yapılır. Şimdi bazılarınız insanın insana yaptığını robot yapmaz diye düşünse de biz yine de insana şans vermeye devam edelim.
Sağlık çalışanları, psikologlar, terapistler, danışmanlar… Bir insanın en derin yaralarını açtığı, utancını, öfkesini, umutsuzluğunu döktüğü o odada, karşısındaki kişinin gerçekten dinlediğini bilmesi gerekir. Sohbet botları, belirli kalıplarla “Anlıyorum sizi” diyebilir. Pohpohlayabilir de… Hatta bazı çalışmalar, insanların botlara daha kolay açıldığını bile gösterebilir. Ama o bot, sizin suskunluğunuzu, sesinizin titreyişini, gözlerinizin nemlenişini sadece ve sadece bir veri noktası olarak kaydeder. Oysa iyi bir terapist, o anı bir veri olarak değil, bir insan hikâyesi olarak okur. Empati burada, doğru yanıtı bulmaktan öte, yanlışa rağmen yanında kalmaktır. Bu, makinenin sınırının ötesindedir.
Eğitim de benzer bir alandır. Özellikle erken çocukluk ve ergenlik........
