Devlet teşvikleri yön değiştiriyor |
Malum, ekonomi sadece rakamlardan ibaret değil. İnsan hayatlarını doğrudan etkileyen bir denge oyunu. 3 Mart 2026 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan İstihdamı Koruma Destek Programı Uygulama Yönetmeliği'ni mercek altına alalım. Bu program, imalat sanayi sektöründe istihdamı korumayı ve artırmayı hedefleyen bir girişim. Ancak, bu yeni destek mekanizmasını değerlendirirken, daha geniş bir perspektiften bakmamız gerekiyor. Teşvik politikalarında bir yandan kısılmalar yaşanırken diğer yandan yeni kapılar açılıyor.
Programın detaylarına kısaca bakalım. Programda iki ana unsur var. Bunlar, performans desteği (ya da prim desteği de diyebiliriz) ve finansman desteği. 1 Ocak 2026'dan itibaren geçerli ve 31 Aralık 2026'ya kadar sürecek bir program hazırlanmış. Temel şart ise işletmelerin 2025 Kasım-Aralık ortalama aylık prim gün sayısını 2026 yılında koruması. Eğer bu seviye eşit veya üzerindeyse, destek kapıları açılıyor.
Performans desteği, belirli NACE kodlarındaki sektörlere odaklanmış. Tekstil, giyim, deri, mobilya ve düğme/fermuar imalatı gibi emek yoğun alanlar, bunlar. Her ay 30 prim günü için 3.500 TL nakdi destek sağlanıyor. KOBİ'ler için üst limit 249 çalışan üzerinden 10.458.000 TL'ye kadar çıkabilirken, büyük işletmelerde sınır yok. Bu, doğrudan işveren maliyetlerini düşürür. Düşünün, nace kodu uygun bir KOBİ, 100 çalışanıyla istihdamı korursa, aylık yaklaşık 350.000 TL destek alabilir. Yıllık bazda bu, milyonlarca liralık bir rahatlama anlamına geliyor. Bu destek, prim yükünü önemli oranda hafifletebilir, bu da rekabet gücünü doğal olarak olumlu yansıyacaktır.
Finansman desteği ise performans kapsamı dışındaki nace kodu uyumlu imalat KOBİ'lerine hitap ediyor. Azami 6 ay anapara ödemesiz, 36 ay vadeli kredilerde 10 destek puanı (faiz/kâr payı indirimi) veriliyor. Kredi üst limiti 50 milyon TL, ve tutar 2025 Kasım-Aralık prime esas kazanç ortalamasını aşamıyor. Bu da nakit akışı sıkıntısı çeken KOBİ'ler için can simidi. Örneğin, bir mobilya üreticisi, 20 milyon TL kredi çekerse, faiz maliyeti yüzde 30’lara kadar düşürülebilir.
Son dönemlerde bazı teşviklerde daralmalar yaşanmıştı. İşverenlere sağlanan prim teşvikinde indirime gidilmiş, sektörü dışındaki işverenlere verilen dört puanlık indirim, iki puana düşürülmüştü. İşveren prim oranında ise 1 puanlık artış yapılmıştı. Dolayısıyla işveren maliyetleri artmıştı. Böylece teşvik politikaları bir yandan kısılırken, diğer yanda önemli bir açılma yapılmış oldu. Diğer bir bakış açısı ile teşvik politikaları yön değiştirdi. Geneli hedeflemek yerine seçilen sektörler tercih edilmiş oldu.
Türkiye’de genel SGK teşviklerinden seçici sektör teşviklerine doğru belirgin bir geçiş yaşanıyor. Uzun yıllar boyunca uygulanan prim teşvikleri büyük ölçüde tüm işverenleri kapsayan genel mekanizmalar şeklindeydi. Ancak son düzenlemeler, devletin artık daha hedefli bir politika izlediğini gösteriyor. Genel prim indiriminin azaltılması ve buna karşılık belirli sektörlere yönelik desteklerin artırılması, teşvik sisteminin yeniden tasarlandığını açıkça gösteriyor. Bu yaklaşımda amaç, kamu kaynaklarının daha geniş bir alana yayılmasından ziyade, belirlenen sektörlerde daha güçlü bir etki yaratmak. Bir başka ifadeyle, teşvik politikası herkese küçük destek modelinden seçili alanlara güçlü destek yoluna doğru evriliyor.
Bu seçici yaklaşımın odağında ise ihracat potansiyeli yüksek emek yoğun imalat sektörleri bulunduğu anlaşılıyor. Tekstil, hazır giyim, deri ve mobilya gibi sektörler hem istihdam kapasitesi hem de dış ticaret açısından kritik alanlar olarak görülüyor. Özellikle küresel rekabetin yoğun olduğu bu sektörlerde işçilik maliyetlerinin azaltılması, firmaların uluslararası pazardaki rekabet gücünü doğrudan etkileyebiliyor. Bu nedenle istihdamı korumaya yönelik destekler yalnızca sosyal politika aracı olarak değil, aynı zamanda üretim ve ihracat stratejisinin bir parçası olarak da değerlendirilebilir. Burada mesaj açık; üretimi ve istihdamı koruyan işletmeler, kamu desteklerinden daha fazla pay alacak.
Ancak bu modelin tartışılması gereken bir yönü de var. Yeni teşviklerin ağırlıklı olarak geleneksel imalat sektörlerine yönelmesi, katma değeri yüksek bazı alanların kapsam dışında kalmasına yol açabiliyor. Teknoloji, yazılım, yapay zeka, ileri mühendislik, savunma, hizmet ekonomisi veya modern tarım gibi sektörler geleceğin üretim yapısında giderek daha büyük rol oynuyor. Daha fazla destek ve teşvik uygulamasını da hak ediyorlar. Bu alanlar daha az istihdam yaratsa bile yüksek verimlilik ve yüksek katma değer üretebiliyor. Dolayısıyla teşvik politikalarının yalnızca emek yoğun sektörleri değil, aynı zamanda teknoloji yoğun sektörleri de kapsayacak şekilde dengelenmesi önem taşıyor. Aksi halde kısa vadede istihdamı koruyan ancak uzun vadede üretim yapısının dönüşümünü sınırlayan bir teşvik mimarisi ortaya çıkabilir.
Yeni destek programı yalnızca bir teşvik düzenlemesi değil; aynı zamanda ekonomi politikasındaki yön değişiminin de bir göstergesi. Devlet artık teşvikleri daha seçici kullanmayı tercih ediyor ve üretim ile istihdamı koruyan sektörleri önceliklendirmeye çalışıyor. Bu yaklaşım kısa vadede önemli bir rahatlama sağlayabilir. Ancak uzun vadede asıl sorun şu; Türkiye yalnızca bugünün istihdamını korumanın yanında yarının yüksek katma değerli ekonomisini daha çok gözetmesidir. İstihdamı Koruma Programı iyi bir adım, ama bulmacanın tek parçası değil. İşveren maliyetlerini düşürürken teşviklerdeki diğer kısılmalar ve dışarıda kalan sektörler dengesizlik yaratmamalıdır.
Sorularınız için e-posta adresi: hkagnaoyken@gmail.com