Biyometrik eşik aşılırsa… |
Türkiye, biyometrik gözetimde, önemli bir dönüm noktasını geride bıraktı. Bir furya haline dönüşmek üzere olan biyometrik veri kullanımı oldukça endişe vericiydi. 02 Haziran 2026’da Resmî Gazetede yayımlanan Kişisel Verileri Koruma Kurulu kararı konuyla ilgili sınırları geriye çekti. Mesai takibi amacıyla parmak izi, yüz tanıma, iris veya retina gibi biyometrik verilerin işlenmesini, açık rıza olsa dahi ölçülülük ve veri minimizasyonu ilkelerine aykırı bularak hukuka uygun görmedi. Karar, kanımca sadece bir mesai takip yöntemi tartışması da değil dijital çağda kamunun ve özel sektörün birey üzerindeki güç dengesini kalibre eden bir uyarı.
Bilgi teknolojileri, hem kamu hem özel sektörde inanılmaz bir ivme kazandı. Akıllı şehir projeleri, e-devlet uygulamaları, kurumsal ERP sistemleri, yapay zekâ destekli personel takip yazılımları… Bunların hepsi verimlilik, güvenlik ve hızlı karar alma vaadiyle sunuluyor. Gerçekten de bilgi işleme kapasitesinin artması; üretkenliği artırıyor, kaynak israfını azaltıyor ve hizmet kalitesini yükseltiyor. Ancak aynı teknolojiler, bireyi veri noktasına indirgiyor.
KVKK kararı, tam da bu noktada kritik bir fren mekanizması oluşturuyor. İşverenlerin mesai takibi yükümlülüğü meşru olsa da, bu amaca ulaşmak için en az müdahaleci yöntemin tercih edilmesi gerektiğine işaret ediyor. Çünkü biyometrik veri, diğer verilerden oldukça farklı. Geri döndürülemez, çalındığında veya sızdırıldığında kişiyi ömür boyu riske atabilecek nitelikte. Özel sektörde durum kaygı verici. Büyük teknoloji şirketleri, perakende........