Yeni bir kriz mi: Ballı kazanca rağmen döviz çıkıyor

23 Ocak haftası carry-trade olarak giren yabancı sıcak para 61 milyar dolar idi. Sonraki aylar çıkış oldu.

23 Ocak günü dolar alış kuru 43,3463 lira idi. Kendi ülkesinden yüzde 5 faizle dolar kredisi alıp, Türkiye’ye getirip bir ay artı bir günlük mevduata yatıranlar, bu bir ay içinde hem reel faiz aldılar, hem de kur baskısı nedeni ile TL değerlendiği için getirdiklerinden daha fazla dolar alarak çıktılar.

1000 dolar kredi alan bir yabancı, bunun için bir aylık 0,42 faiz ödedi.

Bu 1000 doları 23 ocak günü 43,3463 dolar satış kurundan bozdurdu. Eline 43 bin 350 lira geçti. Bu parayı aynı gün bir ay artı bir gün vade ile bankaya yüzde 45,09 faiz oranı ile yatırdı. Bir ay sonra faizle birlikte eline 44 bin 978 lira geçti. Bu parayı da 24 şubat dolar alış kuru olan 43,7236 kuru ile dolara çevirdi. Eline 1028,69 dolar geçti. Aylık kazanç oranı yüzde 2,29 ve yıllık kazanç oranı yüzde 27,48 demektir.

Yıllık bazda bu getiri oranı değişir çünkü dolar kurunda artış oldu. Ancak yine de TÜFE’nin çok altında kaldığı için, bir yandan yüksek reel faiz öte yandan kur baskısı ile TL’nin değer kazanması, Carry-Trade için Türkiye’yi cennet yaptı.

Türkiye döviz krizini erteledi ve fakat, sıcak paranın maliyeti yüksek oldu. Daha da olacaktır.

Yüksek reel faize rağmen, portföy yatırımları çıkıyor. Mart ayının ilk 2 haftasında toplam 17,6 milyar dolar çıkış oldu. Çünkü, siyasi sorunlar ve jeopolitik riskler daha da artmaya başladı.

Aslında Türkiye’nin sıcak parayı teşvik etmesi, kendi ayağına kurşun sıkmak demektir. Çünkü sıcak paranın ani çıkışı her zaman kriz yaratmıştır. Biz dahil dünya bugüne kadar sıcak paranın maliyetlerini yaşadı.

IMF ve Dünya Bankası literatürü bu tür krizleri, genellikle önce yüksek kısa vadeli sermaye girişi, sonra ani tersine dönüşle çıkışı, kur baskısı, rezerv kaybı, faiz sıçraması ve bankacılık sorunları şeklinde ortaya çıkması şeklinde açıklıyor.

Son 30 yılda sıcak para çıkışı nedeni ile yaşanan krizler;

Meksika – 1994-1995: “Tequila Krizi.” Kısa vadeli sermaye girişlerine dayalı kırılgan yapı ve kur savunmasının bozulması sonrası sermaye kaçışı hızlandı; peso krizi bankacılık krizine ve GSYH’da eksi büyüme, ekonomide sert daralmaya dönüştü

Tayland - 1997: Asya krizinin başlangıç noktası. Baht üzerindeki baskı sonrası kur rejimi çöktü; yabancı fonların çekilmesi bölgesel bulaşmayı tetikledi.

Endonezya - 1997-1998: Sıcak para çıkışı ve kısa vadeli dış finansmanın geri çekilmesi, kur çöküşüne neden oldu ve bankacılık krizini derinleştirdi; ekonomik ve siyasi kriz boyutuna ulaştı.

Güney Kore - 1997-1998: Kısa vadeli dış borç çevrilemeyince ani sermaye çıkışı ve likidite krizi yaşandı; IMF programına gidildi.

Malezya - 1997-1998: Portföy çıkışları ve bölgesel panik, kur ve finans sistemi üzerinde ağır baskı yarattı.

Filipinler - 1997-1998: Bölgesel sermaye çıkışı dalgasından etkilenerek kur ve finansal istikrar sorunu yaşadı.

Rusya - 1998: Sermaye çıkışı, ruble baskısı ve kamu borcu kırılganlığı birleşince Ağustos 1998’de devalüasyon oldu ve Rusya dış borçlarda temerrüte gitmeye mecbur kaldı. Bankacılık sistemi ağır darbe aldı.

Türkiye - 1994: Kısa vadeli sermaye hareketleri, kamu açıkları ve kur baskısı birleşerek döviz krizine dönüştü. Dünya Bankası çalışmalarında 1994 krizi, tipik bir kırılganlık ve aynı zamanda ani yabancı sermaye çıkış örneği olarak ele alır.

Türkiye - 2000-2001: Kasım 2000 ve Şubat 2001 arasında yabancı sermaye çıkışı, faiz şoku ve kur rejiminin çöküşü kriz yarattı.

Arjantin - 2001–2002: Piyasa erişimi kayboldu: bir gecede 30 milyar dolar sıcak para çıktı. Sermaye kaçışı hızlandı. Arjantin Dış borçlarda temerrüte gitti. Kriz derin bir resesyona dönüştü

Ekonomi yönetimi bu krizleri bilmiyor mu? Elbette biliyor. Buna rağmen sıcak para girişini teşvik etmesi, sıcak paraya mecbur olduğunu gösteriyor. Bu nedenle bugün uygulanmakta olan sıcak para politikasına, rasyonel politika demek doğru değildir. Hatta doğru değil demek bile yetmez, ayıptır.


© Yeniçağ