TÜFE’yi küçük göstermenin bozucu etkileri
Enflasyon bir ekonomide kaynakların verimli etkin dağılmasını engeller ve gelirin toplum vicdanını rahatsız edecek şekilde adaletsiz dağılımına neden olur. Ancak eğer enflasyon bir de daha düşük gösteriliyorsa, bozucu etkileri daha fazla olur.
Bu çerçevede Türkiye için iki soru önem kazanıyor.
Türkiye de TÜİK’in yayınladığı ve resmi olarak kullanılan TÜFE‘nin düşük gösterildiği iddia ediliyor.
Enflasyonu olduğundan düşük göstermenin bozucu etkileri nedir?
TÜFE ve İTO geçinme endeksi
İTO geçinme endeksi, İstanbul’daki enflasyonu ölçer. 2022 yılına kadar bazı yıllar TÜFE, bazı yıllarda İTO geçinme endeksi daha yüksek çıkıyordu. Ama 2022 ve sonraki yıllar İTO sürekli olarak 10 ile 20 yüzdelik puan daha yüksek çıkmaya başladı. Acaba TÜİK’ mi TÜFE’yi daha düşük çıkarıyor, yoksa İTO mu geçinme endeksini daha yüksek çıkarıyor?
İstanbul Türkiye de fiyatların en fazla arttığı şehir değil. Resmi olarak da TÜFE kullanıldığına ve TÜİK’te hükümete bağlı olduğuna göre, bu durumda TÜİK’in TÜFE’yi düşük gösterme olasılığı daha yüksektir.
ENAG verisi tepki olarak hazırlanan bir veridir. TÜİK verileri tartışmaya açılıncaya kadar alternatif enflasyon tekniği geliştirmek kimsenin aklına gelmezdi. Uyarıcı olması açısından ENAG verileri yararlıdır. Ama teknik ve metedoloji olarak, “Türkiye’nin gerçek enflasyonu budur” demek fazla iddialı olur.
Aşağıdaki tablo ve grafik, 2005 -2025 son 20 yıllık TÜFE ve İTO geçinme endeksi enflasyon verileri yer almaktadır.
TÜFE’yi düşük göstermenin bozucu etkileri
Büyüme rakamı yapay olarak yüksek çıkar
GSYH reel büyüme hesabında GSYH deflatörü kullanılır. TÜFE tüketicinin enflasyonunu, GSYH deflatörü ise ekonominin genel üretim fiyat düzeyini ölçer. Eğer enflasyon düşük gösterilirse, büyüme oranı gerçekten daha büyük çıkar. Fert başına GSYH da daha yüksek çıkar. Kağıt üzerindeki refah artışı ile gerçek yaşam refah artışı farklı görünür. Daralma varsa hükümet farkına varmaz ve önlem almak gereği duymaz.
Kişi başı gelir ve refah olduğundan yüksek görünür
Maaş ve ücretler TÜFE’ ye göre yapılıyor. TÜFE’ye göre yapmanın iki olumsuz etkisi var.
Birisi, TÜFE ‘de gıda ve kira giderlerinin düşük gelir grupları harcama sepeti içinde payı daha yüksektir. Söz gelimi gıda payı yüzde 40 olduğu halde TÜİK ortalamayı yüzde 25 olarak alıyor. TÜFE’ ye göre yapılan maaş ve ücret artışları, bu grupların maruz kaldıkları enflasyonu yansıtmıyor. Bunun için geçinme endeksi hazırlamak gerekir.
İkincisi, düşük TÜFE, maaş, emekli aylığı, kira artışı, sosyal yardım, burs ve bazı sözleşme güncellemeleri de düşük kalıyor.
Gelir dağılımını daha çok bozar
Düşük gösterilen enflasyon, gelir dağılımını genellikle sermaye ve varlık sahipleri lehine bozar. Çünkü yüksek enflasyon ortamında, varlık sahipleri gayrimenkul, döviz, altın, hisse gibi araçlarla kendilerini kısmen koruyabilir. Düşük gelir grupları, maaş ve ücretlilerin geliri ise TÜFE’ üzerinden düşük kalacağından, bu kesim aleyhine gelir dağılımı bozulur.
Gelir vergisi dilimleri, harçlar veya bazı eşikler düşük enflasyona göre güncelleneceği için, vergi mükellefi daha yüksek vergi dilimlerine girer.
Reel faiz politikası çalışmaz.
Enflasyon düşük gösterilirse reel faiz olduğundan yüksek görünür. Bu da yanlış politika kararlarına yol açar.
Bu durumda gerçeği görebilen tasarruf sahipleri yerli para tutmak istemez; dövize, altına veya gayrimenkule yönelir. Bu da dolarizasyonu ve finansal istikrarsızlığı artırır.
Borç-alacak ilişkileri bozulur.
Enflasyon düşük gösterildiğinde, devlete borç verenler eksi reel faiz almış olur. Borç verenden devlete kaynak aktarılmış olur. Özel borçlanmada da ters sonuç ortaya çıkar, borç verenler zararlı borç alanlar karlı çıkar.
Kurumsal güven aşınır.
Halk resmi enflasyonla market, kira, okul, sağlık ve ulaşım harcamaları arasında büyük fark görürse resmi verilere güven azalır. Bu güvensizlik yalnızca istatistik yapan kurumlara değil, para politikasına, bütçeye, büyüme rakamlarına ve genel ekonomi yönetimine yayılır. Güven kaybı arttıkça, beklentiler bozulur, fiyatlama davranışı sertleşir, sözleşmeler kısa vadeye döner, döviz talebi artar, ülke risk primi artar.
