Baba, bir evin en güzel hatasıdır

Evler giderek akıllanıyor.

Lambalar sesle açılıyor. Perdeler saatine göre kapanıyor. Kapı zili kimin geldiğini gösteriyor. Kombi, evin sıcaklığını bizden önce düşünüyor. Buzdolabı eksikleri hatırlatıyor. Telefonlar, saatler, kameralar, uygulamalar, bildirimler derken evin içinde görünmeyen bir teknoloji ağı dolaşıyor.

Eskiden evin içinde en çok insan sesi dolaşırdı.

Şimdi bazen Wi-Fi daha çok dolaşıyor.

Ama bütün bu akıllı cihazların, sensörlerin, ekranların ve algoritmaların arasında hâlâ eski usul kalan biri var:

Baba, bir evin en güzel hatasıdır.

Bu cümle bana çok dokunuyor. Çünkü içinde hem sevgi var hem kusur. Hem gülümseme var hem sızı. Hem evin yükünü taşıyan bir omuz var hem de bazen o yükün altında ne yapacağını bilemeyen bir insan.

Teknoloji bize kusursuzluğu vaat ediyor. Daha düzenli evler, daha planlı hayatlar, daha güvenli sistemler, daha doğru kararlar, daha az unutkanlık, daha fazla kontrol. Her şey ölçülebilir, izlenebilir, ayarlanabilir ve optimize edilebilir olsun istiyoruz.

Ama baba olmak optimize edilebilir bir şey değil.

Babalık bazen geç kalmaktır. Bazen yanlış kelimeyi seçmektir. Bazen sevgisini gösterirken beceriksizleşmektir. Bazen çok kızmış gibi görünürken aslında çok korkmaktır. Bazen “üşütme” derken “seni seviyorum” demeye çalışmaktır. Bazen çocuğunun gözlerinin içine bakıp doğru cümleyi bulamamaktır.

Hiçbir uygulama bunu tam olarak açıklayamaz.

Bir evin akıllı termostatı sıcaklığı ayarlayabilir. Ama babanın eve yorgun dönüp kapının önünde birkaç saniye durmasını anlayamaz. O birkaç saniyede günün bütün ağırlığı vardır. İşin telaşı, paranın hesabı, gelecek kaygısı, çocukların yüzü, evin eksikleri, söylenmemiş cümleler ve bastırılmış yorgunluklar.

Bazen baba eve girmeden önce kendini toparlar.

Çünkü evin içinde güçlü görünmesi gerektiğini düşünür.

Belki de en çok burada yanılır.

Ama o yanılgı bile sevgidendir.

Bugünün dünyasında evler daha güvenli olsun diye kameralar takıyoruz. Çocuklar internette zarar görmesin diye ebeveyn kontrolü açıyoruz. Telefonlara süre sınırı koyuyoruz. Uygulamalarla çocukların nerede olduğunu takip ediyoruz. Dijital dünya büyüdükçe anne babalık da başka bir şeye dönüşüyor.

Artık sadece “eve geç kalma” demiyoruz.

“Bilmediğin linke tıklama.”

“Tanımadığın biriyle yazışma.”

“Şifreni kimseyle paylaşma.”

“Ekranı biraz bırak.”

Bir baba için dünya eskiden de tehlikeliydi. Ama tehlikenin adresi daha görünürdü. Sokak vardı, trafik vardı, kötü arkadaş vardı, karanlık vardı. Şimdi bunlara bir de ekranın içindeki görünmez sokaklar eklendi.

Çocuk odasında otururken bile dünyanın başka bir köşesiyle karşılaşabiliyor.

Bu yüzden baba olmak bugün biraz daha karmaşık.

Çocuğunu korumak istiyor ama her şeyi de yasaklamak istemiyor. Teknolojiden kopmasın istiyor ama ekranda kaybolsun da istemiyor. Güçlü olsun istiyor ama sertleşsin istemiyor. Özgür olsun istiyor ama savrulsun istemiyor.

Bazen bütün bu dengeyi kurmaya çalışırken kendi de savruluyor.

İşte babalık biraz da böyle bir hata.

İyi niyetli, eksik, telaşlı, bazen fazla korumacı, bazen fazla suskun, bazen gereksiz sert, bazen çocuk gibi kırılgan bir hata.

Ama evin içindeki en güzel hatalardan biri.

Çünkü baba çoğu zaman sevgisini süslü cümlelerle göstermez. Bazen sabah erken kalkarak gösterir. Bazen faturayı ödeyerek. Bazen arabayı tamir ettirerek. Bazen gece kapıyı kontrol ederek. Bazen çocuğu uyurken üstünü örterek. Bazen “ben tokum” diyerek. Bazen de sadece aynı odada sessizce durarak.

Çocuk bunu o anda anlamayabilir.

Çünkü çocuklar sevgiyi........

© Yeniçağ