Sokaklar mı suç bataklığı, yoksa ekranlar mı? Rakamlar ne diyor? |
Kafa dinlemek için televizyon karşısına oturmuş bir toplum… Ekranda siren sesleri, karanlık sokaklar, kan lekeleri, ağır çekimde yürüyen dedektifler… Bir köşede “olay yeri inceleme”, diğer köşede buz gibi bakışlarla cinayet çözen karakterler.İzleyici içinden geçen cümle:“Memleket tamamen suç bataklığı olmuş…”
Peki gerçekten öyle mi?
Rakamlar bazen manşetlerden daha dürüst konuşur. Ama modern çağın trajedisi şu ki insanlar artık istatistiklere değil, Netflix introsuna inanıyor.Bugün suç korkusunu büyük ölçüde ekranlar yönetiyor. Gerçek sokaklarla, dijital sokaklar arasındaki fark ise bazen geceyle gündüz kadar açık. Çünkü modern insan artık yaşadığı şehri pencereden değil, suç dizilerinin filtresinden izliyor.
100 bin kişide yaklaşık 5.5-5.8 cinayet oranı. Gelişmiş ülkeler arasında zirvede. Hollywood’un neon ışıkları altında dünyanın “özgürlük merkezi” olarak pazarlanan ülkesi, aynı zamanda gelişmiş dünyanın en kanlı istatistiklerinden birini taşıyor. Ve ironinin en büyüğü şu: Dünyaya güvenlik, demokrasi ve hukuk ihraç etmeye çalışan ülke, kendi sokaklarında silah seslerini susturamıyor.Ama orada suçun başrol oyuncusu yalnızca filmler değil.Silaha erişimin olağanlaşması, devasa gelir eşitsizliği, parçalanmış sosyal yapı ve organize suç ağları… Yani mesele John Wick izlemekten çok daha derin. Hollywood yalnızca sahneyi aydınlatıyor; dekoru ise yıllardır biriken sosyal problemler kuruyor.
Avrupa’ya geçtiğinizde ise tablo değişiyor.
Batı Avrupa’da cinayet oranları 100 binde 0.8-1.0 seviyelerinde. İsviçre, Norveç, Danimarka gibi ülkeler adeta suç oranlarının yoga yaptığı coğrafyalar. İnsan bazen bu rakamları görünce “Acaba bu ülkelerde polisler boş vakitlerinde örgü mü örüyor?” diye düşünmeden edemiyor.Çünkü oralarda sistem, korku üzerinden değil düzen üzerinden işliyor. Eğitim daha güçlü, sosyal devlet daha yaygın, ekonomik uçurum daha kontrollü. Bir insanın hayatta kalmak için öfkeye yatırım yapması........