menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bir çocuk, çevreden nasıl kopar?

457 0
17.04.2026

Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan yapılan açıklamada kendi okuluna silahlı saldırı düzenleyen ve katliam yapan çocuğun bilgisayarında yapılan incelemede yakın dönemde büyük bir eylem gerçekleştireceğine dair 11 Nisan 2026 tarihli bir belge içeriğine ulaşıldığı bildirildi.

Emniyet Genel Müdürlüğü de “Şahsın WhatsApp profilinde 2014 yılında ABD’de saldırı gerçekleştiren Elliot Rodger’e atıfta bulunan bir görsel kullandığı tespit edilmiştir.” açıklamasını yaptı.

Yine çocuğun okulda katliam yapacağını İngilizce olarak paylaştığı ortaya çıktı.

Yani çocuğun İngilizcesi çok iyi ama ruh sağlığı iyi değil...

Konuyu Hürriyet’e değerlendiren uzmanlar bu tür olayların artık sadece bireysel değil, “dijital ekosistemle bağlantılı bir süreç” olabileceği” uyarısında bulundu.

O uzmanlardan Dr. Ceren Küpeli, şu bilgileri paylaştı:

“Çocuğun yaşadığı narsisistik yaralanmalar ve sisteme karşı biriktirdiği öfkeyle, kendi başarısız ve sıradan hayatını; gerçekleştirdiği şiddet eylemiyle ‘anlamlı’ (kendince) ve ‘ikonik’ kılmaya çalışır. Fail, fiziksel çevresinden koptukça, dijital dünyadaki ya şiddet eğilimli oyunlara ya da sanal suç arkadaşlarına (yankı odasına) daha bağımlı hale gelir. Fail, okul arkadaşlarına karşı fiziksel bir empati kurmak yerine, onları ‘sistemin piyonları’, ‘zorbalar’ veya ‘değersiz nesneler’ olarak etiketler. Bu etiketler, failin vicdani bariyerlerini tamamen ortadan kaldırır. Fail için o okul, artık bir eğitim yuvası değil, kendi narsisistik intikamının gerçekleşeceği bir sahneye dönüşür.”

Bana göre burada en önemli durum, çocuğun fiziksel çevresinden koparak sanal dünyanın esiri haline gelmesidir.

Çocuk, fiziksel çevreden nasıl kopar?

Tam da bu saldırıların yapıldığı ay içinde, Türk Yurdu dergisi, Nisan 2026 sayısını “Türkiye’de Eğitim Sistemi”ne ayırmış... Dergide çocuğun fiziksel çevreden nasıl koptuğunu, sosyolojik açıdan inceleyen eğitimciler var.

Gazi Üniversitesi’nden Prof. Dr. Mustafa Yıldız, “21. Yüzyılın İlk Çeyreğinde Milli Eğitimin Dönüşümü: Müfredat Değişimleri ve Türk Milli Kimliğine Yansımaları” başlıklı önemli makalesinde, “Milli Eğitim Bakanlığı Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Eğitim Programları Ortak Metninde tarif edilebilen, betimlenen, özellikleri söylenen milletin en önemli özelliği, bir adının olmamasıdır. Metinde bahsedilen milletin vatanı var, bayrağı var, özellikleri var ama adı yok. Metinde milli kimliğe yönelik bu anlayış, bir yandan ‘milli birlik ve kardeşlik projesi’yle diğer yandan siyasi söylemlerde yer verilen ‘Türkler, Kürtler, Araplar’ vurgusuyla uyumlu yeni bir kolektif ruhun inşa edilmek istendiğine ilişkin işaretler vermektedir. Son zamanlarda kimi çevrelerde dile getirilen ‘Osmanlı millet sistemi’yle birlikte düşünüldüğünde bu durum, bazı düşünürlerin dediği gibi küreselleşme karşısında yeni bir arayış mı, sınırları ve içeriği henüz belirlenmemiş bir kimlik genişlemesi mi yoksa milletin ‘İslâm milleti’ demek olduğuna ilişkin siyasal geleneğin bir tercihi mi göreceğiz.” diyor.

Şimdi yazıyı buraya kadar okuyanlar içinde, “Yani çocuğun katliam yapmasına milli kimliği yok sayan yeni maarif modeli mi sebep oldu ki bunu gündeme getiriyorsun?” diye soranlar olabilir.

Dergide Semir Yapıcı imzalı, “Varoluş meselemiz” başlıklı bir makale daha var. Yapıcı tam da bu konuda diyor ki “Okullardaki şiddet, sokaklardaki genel şiddet ve gençlik çeteleşmesinden ayrı düşünülemez. Ailelerin parçalanması, komşuluk akrabalık ve mahalle bağlarının yok olması, iktidarın iç güvenlik politikalarında suça göz yumar hale gelmesi, gençlerin çete kültürünün tesiri altına girmesine neden oluyor. Sosyal medyadaki nefret söylemleri, gençleri şiddete yönlendiriyor. Gençler, şiddeti bir aidiyet ve statü aracı olarak görüyor. Bu sosoyoekonomik yaralar, doğudan eğitime yansıyor ve vatandaşlık bilincini derinden erozyona uğratıyor. Gençlerin zihin dünyasında millet olma halinin getirdiği acıda ve sevinçte ortak olunan ‘biz’in yerini kendine dahi faydası olmayan ‘ben’ kaplamaya başlıyor. Gençler ‘hak’ kavramını yalnızca ‘benim hakkım’ olarak algılıyor, sorumluluğu ise başkalarına yüklüyor.

Bana göre bütün bunlar, Tük Milletinin milli ve ortak ülkülerinin, yok edilmesinden kaynaklanıyor. Yüksek bir milli ülküden yoksun kalan gençler, maddi ve manevi boşlukta sallanıyor. Hal böyle olunca toplumda ne ortak ideal ne de geleceğe dair umut kalıyor.”

Yapıcı, çözümü de gösteriyor:

“Millet olma bilincimizi ve birlikte yaşama irademizi dirilterek eğitim seferberliğine girişmek ve bu sayede sokaklardan sınıflara kadar her alanda güvenliği sağlamak.”


© Yeniçağ