menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“Türkiye-İsrail gerilimi, söylemden ibaret”

239 0
yesterday

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Antalya Diplomasi Forumu’nda bölge için monarşileri ve güçlü liderliği kutsayan, demokrasi ve insan haklarının burada işe yaramadığını söyleyen ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Temsilcisi Tom Barrack’ın özür dilemediği takdirde istenmeyen adam ilan edilmesi gerektiğini söyledi.

Tom Barrack, “Dünyanın bu bölgesi sadece tek bir şeye saygı duyar: Güç. Eğer güç göstermezseniz, zayıflık gösterirseniz, savunmada kalırsınız. Suriye bunun iyi bir örneği. Suriye neden işliyor? Çünkü güçlü, kararlı ve cesur bir lider var. İnsanlar geçmişte onunla aynı fikirde olmayabilir ama onu bir yere doğru liderlik ederken görüyorlar. Körfez örneğine bakacak olursak; bu ülkelerin oldukça başarılı olduklarını ve buradaki müşfik monarşilerin sonuç verdiğini görürüz. Eğer bölgeyi incelerseniz ki antidemokratik olduğu gerekçesiyle bu sözlerimden dolayı muhtemelen yine eleştiri alacağım, işe yarayan tek şeyin, altını çiziyorum 'tek' şeyin, bu güçlü liderlik rejimleri olduğunu fark edersiniz. Ya müşfik monarşiler ya da bir nevi monarşik cumhuriyetler... Bunun dışındaki her şey, yani o 'Arap Baharı' süreci, sadece sönümlendi ve yok olup gitti. Demokrasi ya da insan hakları adına müdahale ettiğimiz ülkeler ise hüsrana uğradı. Günün sonunda refah; İsrail'in, çıkarlarını Körfez’le ve bu köklü medeniyetlerle ki Suriye dünyanın en eski medeniyetlerinden biridir, ortak bir paydada buluşturmasından geçiyor.” dedi.

Bölgedeki Suudi Arabistan, diğer Körfez ülkeleri ve Ürdün gibi monarşileri, ABD’nin ve İsrail’in çıkarlarına uygun olduğu sürece ayakta tutan, bağımsızlık belirtisi gösteren ülkeleri Arap Baharı ile karıştırıp sonra askeri darbe veya iç savaş çıkararak kontrol altına alan ABD’dir.

Kaddafi, Saddam ve Esad güçlü liderlerdi. Üçü de ABD operasyonu ile devrildi. Operasyonlarda demokrasi ve insan hakları bahane olarak kullanıldı. Bu liderlerden Saddam idam edildi, Kaddafi linç edildi, Esad canını zor kurtardı. Saddam rejiminin yerine ABD’ye bağımlı bir yönetim getirildi, Son seçimlerin galibi Maliki’ye, ABD tehdidi sebebiyle başbakanlık görevi verilemiyor. Ülke bölündü ve zayıf düşürüldü. Libya, Kaddafi’den sonra ikiye bölündü ve gücünü kaybetti. Suriye’nin askeri alt yapısı yok edildi. ABD yetiştirmesi bir terörist, ülkenin başına geçirildi.

Mısır’da Arap Baharı desteklendi, çok düşük katılımlı seçimle iş balına gelen Muhammed Mursi’nin Amerikan çıkarlarını bozacağı anlaşılınca darbeyle devrildi.

Üstelik “İsrail bölgede ulus devlet istemiyor. Türkiye de Osmanlı millet sistemine dönmeli” diyen de Tom Barrack’tır. Türkiye’deki iktidar da ulus devleti yıkmaya, yerine “Türk-Arap-Kürt ittifakı”na dayalı yeni bir devlet kurmaya çalışıyor. Bu amaçla başlatılan yeni açılım sürecine CHP de tam destek veriyor.

Bu sebeple, CHP’nin Tom Barrack’a gösterdiği tepki, “dostlar demokrasiye sahip çıkarken görsün” tepkisidir.

Tom Barrack’ın “Türkiye ile İsrail arasındaki gerilim söylemden ibarettir” sözü ise Türkiye’nin dış politikasının ne durumda olduğunu gösteriyor.

Barrack açıkça, “Siz söylemlere, karşılıklı suçlamalara, tehditlere bakmayın, iki ülke arasında bir savaş çıkmaz, Bunlar, danışıklı dövüştür ve kamuoylarını aldatmaya dönüktür. Ayinesi iştir kişinin lafa bakmayın” demiş oluyor.

Barrack, aynı konuşmada, bazı yetkililerin iki ülkenin yakın gelecekte çatışabileceğine yönelik açıklamalarına karşı çıkarak, “Türkiye öyle kolayca karşı karşıya gelinecek bir ülke değil” dedi diye haberi, “Barrack Türkiye’yi övdü” diye verenler var!

Oysa bu durum, Türkiye adına utanç vericidir.

Yakın tarihte meydana gelen “one minute” tiyatrosu da söylemden ibaretti ama bu durum iyi bilindiği halde başta CHP olmak üzere herkes bilmiyormuş gibi davranıyor.

Ahmet Davutoğlu ise okul saldırılarında çocuklar ve öğretmenlerin ölümünü, bu yılki 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı törenlerini iptal ettirmek için kullanmaya kalkışıyor. Oysa siyasi iktidar, 23-24 yıldır, gerçekten “milli” eğitim yaptırsa ve 23 Nisan’ın ruhuna uygun davransaydı, bu okul saldırıları, kadın cinayetleri ve çocuk tecavüzleri hiç yaşanmazdı...

Ortaokul çocuğunu katliam yapmaya sevk eden bilinç kayması, her ne kadar ailede de bir sorun olduğunu gösterse de büyük bir ölçüde, 23 Nisan eğitimi yerine sapık akımların geçmesine izin verilmesinden, eğitim teşkilatında ehliyetli ve liyakatli yöneticilerin yerine ehliyetsiz ve liyakatsiz yandaşların atanmasından da kaynaklanıyor.


© Yeniçağ