Herkesin konuştuğu bir İstanbul kitabı
Son günlerde kültür çevrelerinde gündem konusu olan değerli bir kitap artık okurlarının huzurunda… Bu önemli çalışmayı bu kadar gündeme getiren iki husus ise çok dikkat çekici… 8 ciltlik bu kitabı konuşanların bir kısmı maalesef fiyatı üzerinde yoğunlaşıyor. Diğerleri ise bu değerli eserin kültür hayatımız açısından taşıdığı önem üzerinde duruyor. Bu tartışmanın tarafı olmak gerekirse, ben şahsen kültürümüze kazandırılan bu eserin önemine değer verenler tarafındayım. Böyle bir kültür hazinemizin gün ışığına çıkarılmasının pahası olmaz. Kitabın fiyatını pahalı bulan kitap severlerin büyük çoğunluğunun günümüzün zorlu ekonomik sıkıntıları yüzünden bu değerli esere ulaşamama kaygısıyla böyle düşündüklerinden eminim. Yoksa onlar da bu önemli çalışmanın değerini, maliyetini ve ne kadar meşakkatli bir mesainin ürünü olduğunu fazlasıyla idrak edecek kültürde insanlar.
Gelelim son günlerde dillerdeki bu kitaba…
KETEBE Yayınları tarafından “Revnakoğlu’nun İstanbul’u Suriçi’nden Boğaziçi’ne” adıyla okurla buluşturulan 4 bin 160 sayfalık bu kültür hazinesi tam 8 cilt. İlk 5 cildi 2021 yılında Fatih Belediyesi tarafından yayımlanan külliyatın tamamlanması, İstanbul’un şehir hafızasına paha biçilmez bir kaynak kazandırdı. İstanbul’un tarihî ve kültürel birikimini çok yönlü biçimde kayıt altına alan merhum Cemaleddin Server Revnakoğlu’nun arşivinden Prof. Dr. Mustafa Koç tarafından hazırlanan “Revnakoğlu’nun İstanbul’u: Suriçi’nden Boğaziçi’ne” adlı eserin eski İstanbul’un kültür hayatını araştıracaklar için temel kaynaklardan biri olacağı şüphesiz. Cemaleddin Server Revnakoğlu, İstanbul’u yalnızca tarihî bir zemin olarak değil; sosyal hayatı ve gündelik yaşam pratikleriyle birlikte ele alan bütüncül bir bakış açısı ortaya koymuş. Revnakoğlu’nun yıllar boyunca tuttuğu notlar, derlediği belgeler ve gözlemleri İstanbul’un farklı dönemlerine ışık tutan önemli bir arşiv niteliği taşıyor. Söz konusu arşivini yıllar süren titiz, sabırlı ve uzun soluklu, büyük emekler isteyen bir çalışma sonunda sistematik bir bütünlük içinde gün yüzüne çıkaran Prof. Dr. Mustafa Koç her türlü takdiri fazlasıyla hak ediyor. Ömrünü şehrin kültürel hafızasını kayıt altına almaya adamış Cemaleddin Server Revnakoğlu’nun devasa arşivini büyük bir başarıyla gelecek nesillerin yararlanacağı hale getirmek herkesin üstesinden gelebileceği bir iş değil. Şehri sadece binalardan ibaret bir dekor olarak değil; tekkeleri, mezar taşları, esnaf gelenekleri ve mahalle kültürüyle yaşayan bir organizma olarak ele alan bu eser, İstanbul’un kaybolmuş sosyal dokusunu eşsiz detaylarla sunuyor.
Eserle ilgili bu kadar bilgi verdikten sonra tartışılan fiyatı meselesine dönersek bu konuda bir şeyler söylemek isterim. Her şeyden önce kitap piyasasındaki ekonomik sıkıntılara rağmen büyük bir mali sorumluluk ve ticari risk altına girerek böyle bir eseri yayımlama cesareti gösteren KETEBE Yayınları’nı kutluyorum. Fiyatını 18 bin 500 TL olarak belirlediği kitabı şimdilik indirimli olarak 11 bin 100 TL karşılığında okurlarıyla buluşturuyor. Başta da söylediğim gibi böyle değerli eserlerin pahasına bakılmaz. Parası olan alır, olmayan ise ihtiyaç duyduğunda kütüphanelere gidip yararlanır. Herkesin her kitabı satın alıp kitaplığına koyması mümkün değil. Dilerim, her arzu eden bu esere sahip olma imkânına kavuşur.
Benim asıl üzerinde durmak istediğim, İstanbul ile ilgili böyle değerli bir eseri yayımlama fırsatını İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş’nin kaçırmış olmasıdır. İBB Kültür A.Ş. muhakkak ki bugüne kadar güzel işlere imza atmıştır ama bana göre bu konuda sınıfta kalmıştır. İlçe belediyesi olmasına rağmen Fatih Belediyesi 2021 yılında bu eserin önemini idrak edip Fatih’le ilgili bölümlerini 5 cilt halinde basarken bile İBB Kültür A.Ş. uyanmamıştır. Bu noktada Fatih Belediye Başkanı Ergün Turan ve ekibini tebrik ederim.
Eğer İstanbul için bu kadar önemli bir eseri İBB Kültür A.Ş. Fatih Belediyesi’ni örnek alıp ticari kaygıdan uzak, bir kültür hizmeti olarak yayımlasaydı tartışma konusu yapılan fiyatı çok daha uygun olabilirdi. Ayrıca eseri kültür hayatımıza kazandıran Prof. Dr. Mustafa Koç’a İBB tarafından ticari yayınevlerinin vereceğinden çok daha yüksek telifler ödenerek bu tür çalışmalar yapacak akademisyen ve araştırmacılar da teşvik edilmiş olurdu.
Son söz olarak şunu söyleyeyim; İstanbul Büyükşehir Belediyesi bu treni kaçırmıştır. İBB Kültür A.Ş. acilen vizyonunu ve yayın planlarını gözden geçirmelidir. Dileğim, bundan sonra İstanbul tarihi ve kültür hayatına dair böyle prestijli çalışmaların peşine düşmesidir. Bu tür değerli eserleri İstanbullulara ve kitap severlere kazandırmak Belediye Başkanı kim olursa olsun, en çok İBB Kültür A.Ş’ye yakışır.
