Türkiye’nin Joan Robinson’ı: Gülten Kazgan’a veda
Türkiye’nin Joan Robinson’ı: Gülten Kazgan’a veda
Gülten Kazgan’ın Türkiye iktisat düşüncesindeki asıl önemi, yalnızca kalkınma, tarım, dışa açılma veya Türkiye ekonomisi üzerine yazdığı eserlerden değil; farklı iktisat geleneklerinden beslenirken hiçbirine dogmatik biçimde teslim olmayan entelektüel bağımsızlığından kaynaklanır.
Türkiye iktisat camiası dün çok önemli bir hocasını kaybetti. Prof. Dr. Gülten Kazgan, 99 yaşında hayata veda etti. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Mezunları Cemiyeti tarafından duyurulan bu kayıp, yalnızca çok sayıda öğrenci yetiştirmiş kıymetli bir akademisyenin değil, Türkiye’de iktisadın belli bir biçimde yapılmasını temsil eden önemli bir düşünce insanının da kaybıdır.
Gülten Kazgan’ı ben hep Türkiye’nin Joan Robinson’ı olarak düşündüm. Bunun nedeni elbette her ikisinin de kadın iktisatçı olması değildir. Benzerlik, iktisada yaklaşımlarındaki entelektüel bağımsızlıkta, teoriyi bir dogma olarak değil gerçek dünyayı anlamanın bir aracı olarak görmelerinde ve siyasi görüş sahibi olmakla bilimsel analizi siyasetin emrine vermek arasındaki farkı çok iyi bilmelerinde yatmaktadır.
Ancak Gülten Kazgan’ı anlamak için önce yetiştiği akademik geleneğe bakmak gerekir.
İSTANBUL İKTİSAT GELENEĞİ
İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi, Türkiye’de yalnızca bir yükseköğretim kurumu değil, kendine özgü bir iktisat düşüncesi geleneğinin de merkezlerinden biri olmuştur. Özellikle 1930’lu yıllardan itibaren Türkiye’ye gelen Alman bilim insanlarının etkisi, Fakültenin düşünce dünyasında kalıcı izler bırakmıştır. Gülten Kazgan da üniversite eğitimi sırasında Gerhard Kessler, Fritz Neumark ve Alfred Isaac gibi Alman hocalardan ders alan kuşağın mensubuydu. Daha sonra Rockefeller bursuyla Chicago Üniversitesi’ne giderek Theodore W. Schultz ile iki yıl çalıştı.
Bu tarih, İstanbul İktisat Geleneği’nin ilginç özelliğini de açıklar. Burada iktisat hiçbir zaman yalnızca soyut modellerden ibaret görülmedi. İktisadi olayların arkasında tarih, kurumlar, hukuk, toplum ve insan davranışları vardı. Evrensel teoriler elbette öğreniliyor, fakat bunların Türkiye’nin tarihsel ve kurumsal gerçekliğinde ne ölçüde açıklayıcı olduğu da sorgulanıyordu.
Dolayısıyla İstanbul İktisat Geleneği’ni kapalı bir “okul” veya herkesin aynı görüşleri savunduğu bir doktrin olarak düşünmemek gerekir. Daha ziyade bir düşünme alışkanlığıdır: İktisadi gerçekliği tarihsel bağlamı içinde değerlendirmek, farklı teorileri karşılaştırmak ve hiçbir teoriyi gerçekliğin önüne geçirmemek.
Gülten Kazgan bu geleneğin önemli temsilcilerinden biriydi.
ÜLGENER İLE KAZGAN: AYNI KÖKTEN İKİ FARKLI........
