Pozitivizmin sonu: Akıl, hikmet ve yeni üretim fonksiyonu |
Pozitivizmin sonu: Akıl, hikmet ve yeni üretim fonksiyonu
Pozitivizmin iddia ettiği gibi akıl hikmetin ikamesi değildir. Akıl ile hikmet birbirini tamamlayan iki asli insani yetidir. Benzer biçimde YZ de insanın veya beşeri sermayenin bütünüyle ikamesi değildir; bazı alanlarda ikame, bazı alanlarda tamamlayıcı bir üretim faktörüdür. Yeni teknoloji paradigması bu yüzden sadece yeni makineler değil, aynı zamanda yeni bir üretim fonksiyonu, yeni üretim faktörleri ve bunlara yön verecek yeni bir hikmet ihtiyacı doğurmaktadır.
GİRİŞ: POZİTİVİZMİN BÜYÜK İDDİASI VE BUGÜNKÜ YANKISI
Modern çağın en büyük iddialarından biri şuydu: Bilim ilerledikçe insanlığın önündeki meseleler birer birer çözülecek, belirsizlikler azalacak, hatta belki bir gün ahlak, metafizik, gelenek ve inanç gibi alanlara duyulan ihtiyaç da gerileyecekti. Bu düşünce biçimi, yani pozitivist zihniyet, aklı neredeyse bütün diğer insanî yetilerin yerine geçebilecek mutlak bir güç gibi gördü. Ölçülebilen, sınıflandırılabilen, hesaplanabilen ve teknik olarak çözülebilen her şeyin hakikatin tamamı olduğu varsayıldı. Böylece insan hayatının anlam, amaç, değer ve sınır boyutu giderek ikinci plana itildi.
Bugün benzer bir iddianın yeni bir biçimiyle karşı karşıyayız. Dün akıl hikmetin yerine konuluyordu; bugün de yapay zekâ, aklın yerine konulmak isteniyor. Bir başka ifadeyle, dün “bilim her şeyi çözer” deniliyordu; bugün de “algoritmalar her şeyi çözer” denilmeye başlandı. Oysa her iki iddia da aynı temel yanılgıyı paylaşıyor: İnsanî hayatın bütün boyutlarını tek bir yetiye, tek bir mekanizmaya, tek bir araçsal mantığa indirgeme yanılgısını…
Tam da bu nedenle içinde bulunduğumuz çağ, yalnızca teknolojik bir dönüşüm çağı değildir. Aynı zamanda akıl, hikmet, emek, sermaye ve üretim hakkında kullandığımız kavramları yeniden düşünmemizi gerektiren bir çağdır.
1. AKIL İLE HİKMETİN TAMAMLAYICILIĞI
İlk mesele şudur: Akıl ile hikmet birbirinin alternatifi midir? Bence hayır. Daha doğrusu, bu iki kavram farklı düzlemlerde işleyen ama birbirini tamamlayan iki asli insanî yetidir. Akıl, çözümleme yapar; ayırt eder, karşılaştırır, hesaplar, neden-sonuç ilişkileri kurar. Hikmet ise aklın ürettiği bilgiyi ve imkânı daha yüksek bir düzleme taşır; “ne mümkündür?” sorusunun yanına “ne doğrudur?”, “ne uygundur?”, “neye sınır konmalıdır?”, “hangi amaç peşinde koşulmalıdır?” sorularını ekler. Akıl bir şeyin nasıl yapılacağını söyleyebilir; hikmet ise o şeyin yapılıp yapılmaması gerektiğini tartışır.
Pozitivizmin açmazı tam burada başlar. Çünkü pozitivist yaklaşım, aklı çoğu zaman araçsal akıl biçiminde kavrar. Yani ölçen, sayan, sınıflandıran, tahmin eden, optimize eden akıl. Bu akıl son derece değerlidir; onsuz modern bilim, mühendislik, tıp, iktisat ve idare düşünülemez. Fakat yalnız başına yeterli değildir. Çünkü araçsal akıl, kendisine verilen hedef doğrultusunda çok etkili olabilir, ama hedefin kendisini tartışmaz. Bir toplumun daha verimli olması mümkündür; ama bu verimliliğin kimin yararına kullanılacağı başka bir meseledir. Bir kurum çok güçlü veri işleme kapasitesine sahip olabilir; ama o gücün adalet mi, tahakküm mü üreteceği yalnızca teknik analizle belirlenemez.
Bu yüzden hikmetsiz akıl güçlü ama yönsüzdür. Buna karşılık akıldan kopmuş bir hikmet iddiası da kolaylıkla belirsiz bir sezgiciliğe, hatta kimi zaman mistik bir sis perdesine dönüşebilir. Sadece “içsel........