ABD’nin İran harekâtı rasyonel mi: Kâr / zarar hesabı

ABD’nin İran harekâtı rasyonel mi: Kâr / zarar hesabı

Öncelikle şunu söylemeliyim ki, İran’a ABD / İsrail ortaklığında yapılan (hem de barış müzakereleri devam ederken) kendi deyimleriyle “önleyici” (benim deyimimle emperyalist) saldırıyı kınıyorum. İran’daki rejimin niteliği, dışlayıcılığı ve özgürlükçü olmayan yapısı böyle bir saldırıyı haklı göstermez. Ülkeler ve devletler arasındaki çıkar çatışmalarının savaş olmadan da hakkaniyetli bir şekilde çözülebilmesi gerekir. Savaş ancak bir ülkenin kendi varlığını savunmak için meşru olabilir.

Bu görüşlerimi bir yana bırakırsak, ABD’nin İsrail’in peşine takılarak bu harekâta girmesi kendisi açısından ne getirecektir? Bu harekâtın ABD’ye maliyetleri ne olacaktır? Sonuç olarak bu harekât rasyonel mi / akılcı mıdır? Bu yazıda bu soruları cevaplamaya çalışacağım.

1. GİRİŞ: ÖNLEYİCİ SALDIRIDAN (!) LİDERLİK HEDEFLEMESİNE OLAYLARIN KRONOLOJİSİ

28 Şubat 2026 sabahı İsrail, İran’a karşı “önleyici / pre-emptive” bir saldırı başlattığını ilan ederek tırmanışın ilk eşiğini geçti. İsrail Savunma Bakanı’nın beyanı, hamleyi “İsrail’e yönelik tehditleri bertaraf etme” gerekçesine bağladı. Bu çerçeve, bir yıl arayla tekrarlayan kısa-süreli çatışma döngüsü (“12 gün” benzeri) hissini güçlendirse de bu kez ayrıştırıcı unsur, ABD’nin yalnızca diplomatik destek veren değil doğrudan operasyonel taraf haline gelmesiydi. Nitekim Reuters akışında, önceki yıl yaşanan 12 günlük çatışmaya açık atıf yapılması da bu “tekrar eden döngü” algısını besledi.

Aynı gün ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), “Operation Epic Fury” adıyla harekâtı başlattığını duyurdu; açıklamaya göre hedef seti İran’ın güvenlik aygıtı içinde komuta-kontrol unsurları, hava savunma bileşenleri, füze/İHA fırlatma sahaları ve askerî hava alanları gibi kapasite üreten düğüm noktalarına odaklanıyordu. Bu, operasyonun yalnızca “sinyal” değil, sahada ölçülebilir bir kapasite aşındırma niyeti taşıdığını gösteriyordu.

İran’ın misillemesi gecikmedi; bölgedeki ABD varlıkları ve İsrail şehirleri, füze/İHA dalgalarının hedefi haline geldi. Kriz bu aşamada yalnızca iki başkent arasında değil, Körfez güvenliği ve enerji lojistiği üzerinden bölgeselleşen bir karakter kazandı. Bu nedenle Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi acil oturumla toplandı; BM Genel Sekreteri Guterres hem ABD-İsrail saldırılarını hem İran’ın misillemesini kınayarak “çatışmanın yayılma riski” uyarısı yaptı ve yeniden diplomasiye dönüş çağrısında bulundu.

Eşzamanlı olarak, deniz ticareti açısından en kritik boğazlardan biri olan Hürmüz’de risk algısı sertleşti. Reuters’in aktardığına göre AB’nin deniz misyonundan bir yetkili, Devrim Muhafızları adına VHF üzerinden “hiçbir geminin geçişine izin verilmeyeceği” mesajlarının duyulduğunu belirtti (İran’ın resmî teyidi ayrıca tartışmalıydı). Yunanistan’ın gemilerine Basra Körfezi–Hürmüz–Umman Körfezi hattından kaçınma uyarısı yapması, riskin artık yalnızca askeri değil, doğrudan küresel tedarik ve navlun kanallarına taşındığını gösterdi.

Son olarak 1 Mart 2026 itibarıyla İran devlet medyası, ülkenin Dinî Lideri Ayetullah Ali Hameney’in öldüğünü doğruladı. Bu doğrulama, çatışmayı “sınırlı karşılıklı vurma” bandından çıkarıp, rejimin merkezine temas eden bir eşiğe taşıdı: Artık mesele yalnızca askeri kapasite değil, siyasal süreklilik ve kurumsal kontrol sorunuydu.

2. ABD’NİN OLASI GETİRİLERİ: NEYİ “KAZANMIŞ” SAYABİLİR?

ABD’nin bu ölçekte doğrudan angajmana girmesinin rasyonel gerekçesi, iki katmanlı okunabilir: Taktik (kısa vadeli güvenlik) ve stratejik (daha........

© YeniBirlik