Ortadoğu’da derinleşen savaş, Kürt eksenli kuşatma

Bugün Ortadoğu’da yaşananlar, dar anlamıyla bir “bölgesel çatışma” ya da “yerel vekâlet savaşı” olarak ele alınamaz. İçinden geçtiğimiz süreç, giderek daha çok 3. Dünya Savaşı olarak tanımlanan, küresel sistemin yapısal krizinin askeri, ideolojik ve toplumsal düzeylerde dışavurumudur. Bu savaşın merkez üslerinden biri Ortadoğu iken, savaşın stratejik ekseni Kürdistan coğrafyası olarak şekillenmektedir.

Kapitalist modernitenin hegemonik güçleri; siyasal meşruiyet, ekonomik sürdürülebilirlik ve toplumsal rıza üretiminde derin bir tıkanma yaşamaktadır. Tıpkı 1. ve 2. Emperyalist Paylaşım Savaşları öncesinde olduğu gibi, bu yapısal krizin aşılma yolu yeniden savaş, güvenlikçi tahkimat ve ideolojik seferberlik üzerinden örülmektedir. Yeni yüzyılda enerji sahaları, jeostratejik geçiş hatları ve hegemonik birlikteliklerin korunması adına yürütülen bu savaşın en yoğunlaştığı alan ise Rojava ve Kuzeydoğu Suriye’dir.

ABD, İsrail ve Türkiye arasında örtük–açık uzlaşılarla yürütülen, Britanya merkezli diplomatik aklın Paris gibi başkentlerde şekillendirdiği bu yeni saldırı konsepti, Rojava’ya dönük askeri ve siyasal yönelimi tesadüfi olmaktan çıkarır. Burada hedef alınan yalnızca bir coğrafya değil; Kürtlerin demokratik siyaset kadın özgürlükçü toplumsal modeli ve çok kimlikli yaşam tahayyülüdür. Başka bir ifade ile demokratik siyaset stratejisi ile demokratik toplum inşasını engellemektir.

Bu nedenle HTŞ ve benzeri selefi–şeriatçı yapılar, yalnızca “radikal dini gruplar” olarak değil; uluslararası güçlerin yerel işbirlikçileri, sahada kullanılan ideolojik ve askeri aparatlar olarak işlev görmektedir. Kürtlere, Dürzilere ve Alevilere yönelik gerçekleştirilen saldırılar; hastanelerin, çocukların, kadınların doğrudan hedef alınması, uluslararası savaş hukukunun........

© Yeni Yaşam