menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kimlikten ‘Gökkuşağı’na: Jesse Jackson’ın onurlu mücadelesi

26 0
23.02.2026

1980’lerde ABD’de siyah bir vaiz çıkıp başkanlığa aday oldu. Adı Jesse Jackson’dı. Kazanamadı. Ama Amerika Birleşik Devletleri’nin siyasetini değiştirdi.

Sivil haklar hareketi dendiğinde akla genellikle 1950’ler ve 60’ların büyük protestoları gelir. Oysa hikâye çok daha eskiye uzanır. 1865’te köleliğin kaldırılmasıyla birlikte eşit yurttaşlık ve oy hakkı anayasal güvence altına alınmıştı. Ancak özellikle Güney eyaletlerinde “Jim Crow” adı verilen ayrımcı yasalar yürürlüğe konuldu. Eski köleler, bu kez “yasal” ırkçılığın mağdurları hâline gelmişlerdi.

Siyah Amerikalılar yaklaşık bir yüzyıl boyunca eşitlik haklarını mahkemelerde aradılar. Ayrımcı uygulamalar hukuk yoluyla aşılmaya çalışıldı. 1955’e gelindiğinde ise sabır taşı çatladı. Sivil itaatsizlik eylemleri başladı. Montgomery Otobüs Boykotu, oturma eylemleri, kitlesel yürüyüşler… On yıl içinde meyveler alındı: 1964 Sivil Haklar Yasası ve 1965 Oy Hakları Yasası kabul edildi.

Hareketin sembol ismi, “Bir rüyam var” konuşmasıyla hafızalara kazınan Martin Luther King Jr. idi. “Cüretinin” bedelini canıyla ödedi. 1968’de suikastla öldürüldüğünde yanında genç bir vaiz vardı: Jesse Jackson.

King’den birkaç yıl önce, hareketin radikal kanadını temsil eden Malcolm X öldürülmüş; Siyah Güç hareketi baskıyla geriletilmişti. 1960’ların sonu ve 70’ler boyunca kentsel ayaklanmalar, polis şiddeti ve kitlesel tutuklamalar gündelik hayatın parçası hâline geldi. Hukuki eşitlik sağlanmıştı ama ekonomik eşitsizlik ve yapısal ırkçılık sürüyordu.

Jesse Jackson, bu tarihsel arka plan üzerinde sahneye çıktı.

Sokaktan sandığa:........

© Yeni Yaşam