İsrail için Fırat’ın batısı |
Kürt hareketinin ve Önderliğinin İsrail ve Siyonizm hakkında bugüne kadar söyledikleri biliniyor. Yapılan değerlendirmelere bakıldığında, Sayın Öcalan’ın Yahudi halkını dışlayıcı bir yerden ele almadığı; aksine bölgesel dengelerin bir unsuru olarak gördüğü biliniyor. Demokratik ulus yaklaşımı içinde bu halkın da yer alması gerektiğini savunuyor. Kürt meselesinde ise Türkiye ile birlikte hareket etmenin daha akılcı sonuçlar doğurabileceğini, İsrail’in bölgesel hegemonya arayışlarının Kürtler ve Türkler açısından ciddi riskler barındırdığını ifade ediyor. İmralı’dan kamuoyuna yansıyan son değerlendirmelerde de bu bakışın izleri görülüyor. Bu tablo Kürt kamuoyunda olduğu kadar, Türkiye’deki belli medya çevrelerinde de bilinen bir durum. Siyasetle ilgilenenlerin bundan habersiz olması pek mümkün görünmüyor. Eğer habersizlerse, ortada ciddi bir siyasal körlük var demektir.
Kürt–İsrail ilişkileri, Kürt–ABD ilişkileri gibi, başından beri sanıldığı kadar yakın olmadı. PKK’nin kuruluşundan bu yana, gerek İsrail gerek ABD güvenlik çevreleri Kürt hareketine mesafeli yaklaştı. 1979 İran Devrimi sonrası ortaya çıkan belgeler de bunu gösteriyor. O dönemden itibaren Kürt hareketi, büyük güçlerin çıkar hesapları açısından “sorunlu” bir aktör olarak görüldü.
Tablo bu kadar açıkken, Türkiye’de Kürtlerin İsrail’le iş birliği içindeymiş gibi gösterilmesi ayrı bir soru işareti yaratıyor. Bu söylem yalnızca iktidara yakın medya tarafından değil, kendisini muhalif ve laik olarak tanımlayan bazı çevreler tarafından da tekrar ediliyor. FETÖ sonrası dönemde devletle açıktan karşı karşıya gelmenin ağır sonuçlar doğurduğu sır değil. Bu nedenle oluşan suskunluk ya da uyum hâli bir ölçüde anlaşılabilir. Ancak geçmişte laiklik ve demokrasi adına yüksek sesle konuşanların bugün bu başlıklarda geri çekilmesi, ister istemez insanın aklına başka sorular getiriyor.........