Ateşin sırrına varmak: Newroz ve direniş
Newroz, bir yönüyle doğanın döngüsünde tarihsel bir eşik; diğer yönüyle ise halkların dirilişinin, başkaldırısının ve özgürlük yürüyüşünün simgesidir. Zemherinin en sert, en yakıcı soğuğundan başlayan zorluklar, adım adım bahara evrilirken; doğada ve evrende gerçekleşen bu dönüşüm, yalnızca fiziksel bir değişim değil, aynı zamanda toplumların hafızasında, inançlarında ve direniş kültürlerinde köklü bir anlam kazanır.
Kadim Mezopotamya halklarında zaman, doğrusal değil döngüseldir. Bu döngü, yaşamın çemberi; “çark-ı pervaz”ın devinimi ve “El ele, El Hakk’a” hakikat yürüyüşü olarak kavranır. Bu anlayış, varoluşu parçalı değil bütünlüklü ele alır; başlangıç ve sonu değil, sürekliliği esas alır. Bu süreklilik, halkların hakikatle bağını koparmayan direniş hafızasının da temelidir.
Doğadaki değişim, bahara doğru ilerlerken her eşik, aynı zamanda toplumsal bilinçte kutsanan bir dönüşüm anıdır. Toplumlar bu geçişleri ritüellerle karşılamış, doğanın dönüşümünü kendi varoluşlarıyla birleştirerek yeniden doğuşlarını örgütlemişlerdir. Bu anlamıyla; Yeni yıl, Gaxand, Xızır, Cemrelerin düşmesi, Hewtemal/Heftemal ve Newroz, yalnızca takvimsel işaretler değil; aynı zamanda halkların direniş zamanlarıdır.
Özellikle Rêya Heq (Alevi) inancında bu zamanlar, kutsal zamanın politikleştiği, hakikat ile yaşamın buluştuğu eşiklerdir. Zaman kendini yenilerken, Newroz’a doğru ilerleyen süreçte evren kendi öz enerjisini açığa çıkarır; bütün canlarla birlikte yeniden var oluşun eşiğine gelir. Bu “dem”, yalnızca kozmik bir uyanış değil; aynı zamanda toplumsal dirilişin, hakikatle buluşmanın anıdır.
Bu dirilişin özünde, evrensel enerji, sıcaklık ve yaşam gücü vardır. Her eşik, bir halden başka bir hale geçiştir. Ancak bu geçiş yalnızca doğada değil; toplumun zihinsel, ruhsal ve politik........
