Sınıfa yabancılaşan sendikalar ve 1 Mayıs |
Bundan 140 yıl önce 1896’nın 1 Mayıs günü Amerikalı işçiler, 12 saati bulan günlük çalışma süresinin 8 saate indirilmesi talebiyle Şikago’da Haymarket Meydanı’nda bir gösteri düzenledi. 500 bin civarında işçinin katıldığı gösteriler, izleyen günlerde de devam etti. 4 Mayıs’ta yapılan gösterilerde kanlı bir provokasyon gerçekleştirildi; işçilerin toplandığı meydanda polislerin de olduğu tarafa bomba atıldı ve yedisi polis on iki kişi öldü. Patlamanın ardından polisin meydana rastgele açtığı ateş sonucunda da çok sayıda işçi hayatını kaybetti. Gösteriyi düzenleyen işçi temsilcileri provokasyondan sorumlu tutuldu ve dört işçi idam edildi.
1889’da Paris’te toplanan II. Enternasyonal’de Fransız bir işçinin önerisiyle 1 Mayıs, “işçi sınıfının uluslararası birlik, dayanışma ve mücadele günü” olarak kabul edildi. 137 yıldan bu yana 1 Mayıs, dünyanın dört bir yanında sömürüye, sefalete karşı emekçileri ortak çıkarlar etrafında buluşturan bir sınıfının mensubu olduklarını ve ancak sınıf bilinciyle hareket ederek bu düzeni değiştirebileceklerini anımsatan birgün olarak kutlanır.
Dini, etnik kökeni, milliyeti, cinsiyeti ne olursa olsun emekçilerin aynı sınıfın içinde yer aldıklarını ve tüm ayrışmaları ortadan kaldırarak sınıf perspektifiyle mücadele etmeleri gerektiğini anımsatan 1 Mayıs, burjuvazi ve onun temsilciliğini yapan iktidarlar için hep korkulu bir rüya olmuştur. Bu korku ile 1 Mayıs’ları yasaklamak ya da içini boşaltarak (Bahar Bayramı ilan etmek vb.) anlamsızlaştırmak için ellerinden geleni yapmışlar; bunu başaramadıkları zaman da 1 Mayıs alanlarını kana bulamaktan geri durmamışlardır.
1 Mayıs korkusunun en iyi örneklerinin yaşandığı ülkelerden bir Türkiye’dir. İlk kez II. Meşrutiyet’le oluşan........