Güven değil, güvence… |
Önceki yazıda özetle “Bu Cumhuriyet kimin cumhuriyeti olacak?” çerçevesi ile gitmiş bazı başlıklara kısaca değinmiştim. Bu soruyu duyan pek çok Kürdün (ve elbette başka halklardan arkadaşların) aklına ise başka bir soru geliyor: Neden bu kez?
Kuşku haklıdır. Bu ülkenin siyasal takvimi, “açılımlarla kapanımların takvimidir.” 1921’in yerel muhtariyetini 1924 kaldırdı. 1991’de Kürtçe üzerindeki yasak kalktı, 1994’te Kürt milletvekilleri tutuklandı. 2002 reformlarının ardından 2009’da DTP kapatıldı ve sonra KCK başladı. 2013’te filizlenen umut 2015’te ‘çökertme’ planlarına kurban edildi. Yani kuşkunun bir hafızası var ve bu hafıza yalan söylemiyor.
Yine de inanmak yanlış değildir; yanlış olan, inancı güvencenin yerine koymak olur. Doğrudur, demokratik cumhuriyet bir iman meselesi değildir, ama inançsız da yürünmez. Buradaki inanç, “bu kez devlet sözünü tutacaktır” diye gözünü kapatmak değil; henüz kurulmamış bir ortak hayatın mümkün olduğuna inanmak ve onu kurmaya girişmektir. Bir bakıma henüz olmayanın imkânına duyulan inançtır. Çünkü demokratik cumhuriyet bir iman meselesinden çok bir yürüme meselesidir. Değeri, ancak alternatifleriyle kıyaslanarak ölçülebilir. Silahlı mücadele kapandı. Ve milyonlarca Kürdün Batı kentlerinde doğup büyüdüğü bir ülkede ayrılık ancak kâğıt üzerinde çizilebilir. Ki Kürt Hareketi de adı konmamış bir şekilde bunun altını çiziyor.
Aranan şey güvenden önce, güvencedir. Silahların yakılması geri alınamaz. Bir yasa ise ertelenebilir, yorumla daraltılabilir, bir gece yarısı kararıyla boşaltılabilir. Barış, bu asimetrinin hukukla dengelenmesini bekliyor. Kürt hakları bugüne kadar geri alınabildi, çünkü hep yukarıdan verildi. Aynı haklar başkalarının da savunduğu bir güvenceye dönüştüğünde, geri almak bir halkın değil, bütün toplumun hakkına el uzatmak olur. Demokratik Cumhuriyet Hareketi topluma “bize güvenin” demek yerine,........