Canavar geri dönmedi, hiç gitmemişti…

İran savaşı ve Trump’ın bitmeyen açıklamaları beni tekrar Bülent Diken’in ufuk açıcı “Yeni Despotizm” kitabına götürdü. Kitabı 2026 yılının karanlık ve kaotik atmosferinden yeniden okuduğumuzda, eserin alt başlığında yer alan “Eski Bir Canavarın Yeniden Canlandırılması” ifadesinin ne denli kehanetvari bir uyarı olduğu çok daha net anlaşılıyor. Diken’in çok beğendiğim yılan metaforuyla belirttiği gibi; toplumsal kuramlar genellikle yılanın geride bıraktığı ölü deriyle oyalanırken, despotizm asıl şeklini değiştirip hayatımızın tam merkezine yerleşmiş durumda. İçinde bulunduğumuz 2026’ın daha ilk çeyreğinde, çok kutuplu savaşların, yapay zeka destekli algoritmaların ve süreğen ekonomik krizlerin gölgesinde, bu canavar artık klasik tiranlıkların kaba saba postunu çoktan terk etmiş; cebimizdeki ekranlara, “güvenlik” politikalarına ve bizzat kendi arzularımıza sızmış durumda. Malum, artık algoritma toplumuyuz. Hatta Anderson’dan esinlenerek “Nöral Cemaatler”e dönüşmüş durumdayız.

Despotizmin tarihsel arkeolojisini yapan kitap, Antik Yunan’da ev (oikos) içi köle-efendi dinamiğinden doğan bu keyfi rejimin, nasıl olup da kamusal alana (polis) taştığını Ksenophon üzerinden incelemekle başlıyor. Ksenophon’un Anabasis’indeki merkeze isyan eden ve lidersiz hareket ederek hayatta kalan paralı askerlerin oluşturduğu “çekirge sürüsü” metaforu, bugün merkezi bir otoriteye boyun eğmeden lidersiz ağlar üzerinden direniş geliştirmeye çalışan kitleler için ilham verici bir kaçış ve otonomi çizgisi olarak tarif ediliyor. (Ksenophon’un Anabasis’inde, merkezi otoriteden yoksun kalan bir Yunan paralı asker ordusunun, kendi kendini organize ederek hayatta kalması anlatılır. Diken, bu metaforu kullanarak, despotik bir düzenin dışında kalmanın veya ondan kaçmanın yollarını sorgular. Çekirge sürüsü, kontrolden çıkmış, merkezi bir lideri olmayan ama birlikte hareket eden bir topluluğun imgesi olarak, despotik buyruğun işlemediği........

© Yeni Yaşam