menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sömürgeci-gangster kapitalist emperyalizm (2): Klasik ve yeni sömürgecilik

13 0
16.01.2026

Emperyalizm, egemenlik ya da siyasi güç anlamına gelen Latince “imperium” kelimesinden gelir. Tarihsel olarak, imparatorluklar genişlediğinde ortaya çıkan bir olgudur. Buna karşılık sömürgecilik, emperyalizmin hayata geçirilme biçimidir.

Bir başka anlatımla emperyalizm, kendini büyütmek isteyen bir devlet, doğal kaynak ve işgücü elde etmek amacıyla yabancı toprakları kaba kuvvet yoluyla ele geçirdiğinde ortaya çıkar. Sömürgecilik ise emperyalistlerin bu işi yapmaları için, örneğin buralara yerleşimciler göndermesi ve buralarda kendilerine bağlı bir siyasal yapı oluşturmasıdır.

Klasik ve yeni sömürgecilik

Tarih boyunca imparatorluklar var oldu ancak hiçbiri dünyayı Avrupa’nın yaptığı ölçüde kendi suretinde yeniden yaratamadı. Avrupa’nın sömürgeci yayılması hızlı ve dramatik oldu: 1876’dan 1900’e kadar sömürgeci güçlerin Afrika kıtasına hakimiyeti yüzde 10,8’den yüzde 90,4’e yükseldi. Birinci Paylaşım Savaşının başladığı 1914 yılına gelindiğinde Avrupa, yeni sömürgeleri ve eski sömürgeleri ile dünya nüfusunun çoğunu ve topraklarının yüzde 85’ini kontrol ediyordu. (1)

Böylece klasik sömürgecilik; dünyadaki henüz ticarileştirilmemiş bölgeleri askeri olarak ele geçirmelerle sisteme dahil etmeye, sistemi zora dayalı olarak sömürge bölgelerinin doğrudan yönetimiyle sürdürmeye ve periferideki işgücünden artı değer sağlamak için aşırı zorlama biçimlerini (kölelik benzeri) uygulayan bir sömürgeciliktir.

Yeni sömürgeciliğin araçları: IMF, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü

1960’lar sonrasında, “yeni sömürgecilik” altında doğrudan fiziki güç uygulamasının yerini, çevre bölgelerin resmi bağımsızlığı, buna karşılık askeri “yardım” ve ekonomik “iş birliği” gibi yollarla fiilen bağımlılıkları aldı. Neo-liberalizm çağında ise yeni sömürgecilik; IMF, Dünya Bankası ve Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) gibi ulus devletlerin egemenliğinin üzerinde bir yere sahip olan ve piyasa mekanizmalarını kontrol eden kurumlarla yürütüldü.

Bir başka anlatımla, sömürgeciliğin motifleri, “sömürge sonrası” (daha doğrusu yeni emperyalist) dönemde de aynen devam ediyor: Kuzey’de emek- sermaye çelişkisini yumuşatarak, buna karşılık Güney’de mülksüzleştirme yoluyla birikimi mümkün kılarak küresel kapitalizmi sürdürülüyor.

Araçlar, her ne kadar gelişmiş olsa da askeri yollarla ve ticaret yoluyla eşitsiz değişim ve yaptırımların uygulanması gibi çok çeşitli ekonomik savaş biçimlerinin birbiriyle yakından bağlantılı ve birbirini pekiştiren bir kombinasyonu olmaya devam ediyor. DTÖ ve IMF gibi kurumların ticaret ve finans rejimleri, kaynakların sömürülmesi ve pazar erişiminin genişletilmesi konusunda eski sömürgeci kalıpları taklit ediliyor ve daha da genişletiliyor. (2)

Yani emperyalistler ilhak etmedikleri ya da fiziki olarak işgal etmedikleri toprakları, resmi olduğu kadar gayri resmi yollarla da yönetirler. Bunun için yerel aracılar, yani halkın zararına kişisel ya da kendi sınıfsal çıkarları için sömürgeciyle iş birliği yapan bir işbirlikçi-yönetici sınıf gerekir.

Nitekim, Britanya İmparatorluğu’nun en güçlü olduğu dönemde dünya nüfusunun dörtte biri üzerindeki resmi yönetimi, yerel aracılar ve mali hakimiyet yoluyla görüntüde “bağımsız” ülkeler üzerinde sahip olduğu güçle desteklendi.

Sömürgeciliğin temel özellikleri

Sömürgecilik, ırkçılık, kölelik, doğanın ve insan kaynaklarının yağmalanması, yabancı bir güç tarafından işgal, sözde uygarlık ve demokrasi projesi için köylülerin veya yerli halkların atalarının topraklarından kovulması, yasadışı ormansızlaştırma, kıymetli madenlere ve su kaynaklarına el koyma, etnik profilleme ve ırk ayrımcılığıdır.

Sömürgecilik bir başka bağlamda, “insanlık dışında görülen ve bu nedenle uluslararası veya ulusal hukuk, insan hakları veya uluslararası antlaşmalarla korunmaya layık görülmeyen bir halka veya sosyal gruba”........

© Yeni Yaşam