We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Covid-19 salgınının ikinci yılında dünya ekonomisine ilişkin öngörüler

12 0 0
27.02.2021

Mart ayı ile birlikte Covid-19 Salgınının ikinci yılına giriyoruz. Salgının sağlıkla ilgili kısmına mutasyona uğrayan virüs ve aşı konusundaki gelişmeler damgasını vuruyor. Virüs mutasyona uğradıkça aşının etkinliği azalıyor. Diğer yandan aşıya erişim konusunda hem küresel çapta, hem ulusal çapta büyük eşitsizlikler söz konusu. Zengin ülkeler ve seçkinler aşıya rahatça erişirken, yoksul ülkeler ve bu ülkelerin yoksul sınıfları aşıya erişemiyor.

Salgının ekonomi ile ilgili kısmında ise, toplamda onlarca trilyon dolarlık kredi ve gelir desteğini içeren devlet desteklerinin de (1) etkisiyle, bu yıldan itibaren ihtiyatlı bir toparlanma öngörülüyor.

Ancak bu durum kapitalizmin Covid-19 ile birlikte içine girdiği derin ekonomik krizden çıkmakta olduğu anlamına gelmiyor. Zira bu krizin dinamikleri Covid-19 Salgını öncesinde de mevcuttu. Yani bu kriz, Salgının neden olduğu bir kriz olmaktan ziyade, kapitalist sistemin yarattığı kaçınılmaz krizlerinden biri.

Nitekim Salgın öncesinde, küresel finansal piyasalarda balonlar şişiriliyordu. Düşük kârlılık, durağan yatırımlar, yetersiz ücret ve verimlilik artışları, resesyona doğru gidiş ve özel sektör borç stoklarının tetiklediği finansal kriz riski kendini dayatıyordu. Bu nedenle de IMF gibi örgütler küresel büyüme tahminlerini sürekli olarak aşağıya çekiyordu. Yani neo-liberalizmin de kapitalizmin krizine çare olamadığı ve ideolojik ve politik olarak hızla hegemonya kaybetmeye başladığı ortaya çıkmıştı.

Küreselleşme, finansallaşma, neo-liberalizm

İşin aslı, kapitalizm, bir türlü, uzunca bir süredir içine girdiği ekonomik krizlerden kalıcı olarak çıkamıyor. 1970’li yılların ortalarından bu yana yaşamakta olduğu uzun süreli durgunluktan (stagnasyon) 1980’li yıllardan beri hızlanan küreselleşme, finansallaşma, neo-liberal serbestleşme ve de-regülasyonlarla ancak (geçici olarak) çıkabildi.

Merkez Ekonomiler olarak da adlandırılan gelişkin ekonomilerde düşmekte olan kâr oranları, küreselleşme ve serbestleşme ile Çevre Ekonomiler olarak da adlandırılan azgelişmiş ülkelere otomotiv, tekstil gibi sanayilerin kaydırılmasıyla, tekrar yükseltilebildi. Çünkü üretim maliyetlerinin önemli bir kısmını oluşturan işçi ücretleri bu ülkelerde Merkez Ekonomilerin onda biri civarındaydı, üstelik de işçilerin sendikal örgütlenmeleri çok zayıftı.

Finansallaşma ise sanayi sektöründe yaşanan kâr sıkışıklığını aşmanın bir diğer yolu oldu. Reel ekonomide düşen getiriler, banka kredileri, borsalar, menkul kıymetleşme ve türev piyasalar aracılığıyla, büyük bir kısmı da kurgusal olarak, hızla yükseltildi.

Ancak böyle bir neo-liberal finansallaşma finansal krizlerin de önünü açtı. Nitekim 2008 yılında ABD’de başlayan ve ipotekli konut kredilerinin menkul kıymetleştirilmesi sonucunda patlak veren finansal kriz, 1929 krizinden sonra (Covid-19’a kadar) en derin kriz olarak tarihe geçti.

Bu krizden henüz tam olarak çıkılamamışken, yani dünyanın birçok ülkesinde ekonomik durgunluk devam ederken, bu kez ortaya çıkan Covid-19 Salgını ile birlikte dünya yeni bir krize sürüklendi. Hem arz, hem de talep yönlü şoklarla gelen Salgının ekonomik etkileri dünya ekonomisini derinden sarstı. Böylece Covid-19 Salgını sonrası ortaya çıkan ekonomik kriz 2008 Finansal Krizini ikincilik sırasından indirip, bu sıraya yerleşti.

Covid-19 salgını son 100 yılın en sert ekonomik düşüşüne yol açtı

Birçok iktisatçıya göre bu kriz en az 1929 Büyük Depresyonu kadar derin bir krizdir. Öyle ki Salgınla birlikte Merkez Ekonomilerde son 100 yılda görülen en hızlı düşüş gerçekleşti. Sadece büyük çaptaki ekonomik daralma ya da devasa artan işsizlik değil, aynı zamanda Covid-19 Salgını öncesinde dünya hasılasının yüzde 230’una ulaşan küresel borç stokları ve yüzde 83’üne ulaşan devlet borç stoklarındaki son 50 yılki en hızlı artışı göstermekteydi. Bu nedenle de “dördüncü küresel borç dalgası” olarak adlandırılıyordu.

Covid-19 ise bu dalgayı iyice büyüttü. Zira sadece 2020 yılı sonu itibarıyla küresel çapta devlet borçlarının bir önceki yıla göre yaklaşık yüzde 19’dan fazla artarak dünya hasılasının yüzde 83’ünden yüzde 99’una çıkması öngörülüyor.(2) Devlet borçlarının yanı sıra borç stoklarında en hızlı artışın özel sektör borcunda (şirket borçları) gerçekleştiği ortaya çıktı.

Küresel ticaret yüzde 10, yatırımlar yüzde 42 azaldı

Dünya ticaret hacminde 2020 yılında ortaya çıkan daralmanın yüzde 9,6 olduğu tahmin ediliyor. (3) Doğrudan yabancı sermaye yatırımları ise 2020 yılında tam anlamda bir çakılma yaşayarak yüzde 42’lik bir düşüşle yıllık 1,5 trilyon dolardan 859 milyar dolara geriledi. Bu düşüş 2008 finansal krizi sonrasındaki düşüşten yüzde 30 daha fazla. Bu yatırımlarda asıl düşüş gelişkin ekonomilerde (yüzde 69) olurken, azgelişmiş ekonomilerdeki azalma yüzde 12 ile sınırlı kaldı. Diğer yandan bu yatırımların tarihsel bir zirve ile yüzde 72’sinin gelişkin ekonomilerin kendi aralarında yapılıyor olması (4) uluslararası yatırımcıların asıl olarak güvenli limanlar aradıklarının da bir göstergesini oluşturuyor.

Dünya ekonomisi yüzde -3,5 küçüldü, 114 milyon yeni işsiz ortaya çıktı, açların sayısı 272 milyon arttı

2020 yılında dünya ekonomisindeki daralmanın ise en iyi ihtimalle yüzde- 3,5 olduğu hesaplanıyor. Nitekim 2020 yılında gelişkin ekonomiler yüzde -4,9; yükselen ekonomiler ve azgelişmiş ekonomiler yüzde -2,4; ABD yüzde -3,4; Avro Bölgesi yüzde -7,2; Hindistan yüzde -8,0 küçülürken, sadece Çin yüzde 2,3 ve Türkiye yüzde % 1,2 büyüyebildi. (5)

Bu durum var olan sosyal, sağlıkla ilgili ve ekonomik eşitsizliklerin daha da artmasıyla sonuçlandı. Öyle ki ILO’ya göre istihdam kaybı 114 milyonu bulurken, kadınlar, siyahlar, yerliler, göçmenler ve engelliler bundan orantısız bir biçimde, yani çok daha kötü etkilendiler. Dünya Gıda Programı’na göre ise gıda yetersizliği, güvensizliği yaşayan insan sayısındaki artış 272 milyon oldu (2019 yılında bu sayı 149 milyondu). Buna karşılık dünyanın 500 en zengin dolar milyarderinin servetleri toplam yüzde 5 arttı.(6)

Covid-19 Salgınının derinleştirdiği ekonomik krizin bir diğer özelliği artık beş-yedi yıllık döngüler biçiminde görülen bir kriz olmaktan çıkıp sistemik bir kriz haline gelmesiydi. Bu nedenle........

© Yeni Yaşam


Get it on Google Play