We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Vahşetin pervasızlığı-Musa Piroğlu

8 0 0
16.07.2019

Adolf Eichmann, Hitler’in emri altındaki üst düzey bir komutandı. Görevi, Yahudilerin toplama ve imha kamplarına nakil işlemlerini organize edip yönetmekti. Savaş sona erince Eichmann kaçarak ortadan kayboldu. Ancak 1960 yılında İsrail Gizli Servisi MOSSAD tarafından Arjantin’de yakalandı. Milyonlarca insanın ölümünden ve tarifi zor acılarından sorumlu olan Eichmann’ın yargılanması İsrail’de yapıldı. Herkes mahkeme heyetinin karşısında bir canavar, gözü dönmüş bir cani görmeyi beklerken sakin ve yumuşak başlı bir adam hatta sıkıcı bir bürokrat görünce şaşkınlığa düşer. Eichmann’ın tanıdıkları da onun cana yakın, güler yüzlü ve sevilen bir insan olduğunu söylüyordu. Oysa vahşi bir katliamın sorumlularından birisiydi. Ve vahşet tam da burada ortaya çıkıyordu. Sanık işlediği suçun normalliğini savunuyordu, çünkü içerisinde yaşadığı toplum ve görevlisi olduğu devlet açısından yaptığı iş yapılması gerek bir işti, suç değildi.

Hannah Arendt bu durumu kötülüğün sıradanlaşması olarak tarif eder. Eichmann’ın, mahkemede yaptığı savunmada söylediği “sadece, yasalara uygun olarak görevimi yerine getirdim” cümlesinin ardında yatan “devlet memuru” mantığını da farklı bir biçimde eleştirir, “görevini yerine getiren yurttaş” söyleminin sıradanlığını ve bu sıradanlığın ardında yatan milliyetçi ulus-devlet idealizminin kötülüğünün derinliğini açığa çıkarır.

“Bürokratik, sığ ve basmakalıp bir cümle kurmaktan öteye geçemeyen aciz bir insan” olarak tanımladığı Eichmann’ın duruşmalar sırasında yasalara dayandırdığı soğukkanlı açıklamalarını, “kör bir itaat, asla aptallıkla aynı olmayan saf bir düşüncesizlik” olarak niteler. “Kötülüğün Sıradanlığının” bir göstergesi olan bu ne yaptığını düşünmeden ve bilmeden yapma halinin........

© Yeni Yaşam