We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Leyla’nın sesine ses, nefesine nefes olmak gerek-Musa Piroğlu

8 7 87
12.02.2019

Bu yazı yayımlandığında Leyla Güven tarafından başlatılan açlık grevi 97. gününe girmiş olacak. İmralı’da uygulanan mutlak tecritin kaldırılması için başlatılan açlık grevi, hapishanelerden yüzlerce tutsağın katılımıyla büyüyerek devam ediyor. Leyla Güven’in hayati tehlike sınırına geldiği açlık grevleri, Kürt halkının temel gündemi haline gelirken, ne yazık ki Türkiye yakasında olması gerektiği derecede gündeme girebilmiş değil. Gerek sol sosyalist hareketler gerekse emek ve kitle örgütleri derin bir sessizlik içerisinde, olanı izlemekle yetiniyor. Ortaya konulan tepkiler ve cılız açıklamalar bu sessizlik duvarını aşmaya yetmiyor. Bu sessizliğin altında, tüm ülkeyi etkisi altına almış ağır baskı ikliminin etkisi kadar, Kürt sorunun ülke siyaseti ve toplumsal mücadeleler açısından kapladığı yerin yeterince kavranmamasının da etkisi bulunuyor. Ne yazık ki hem İmralı’da uygulanan tecrit politikası hem de onun kaldırılması için yürütülen açlık grevleri, sadece Kürt halkının bir meselesi gibi okunmaktadır.

Kürt halkının yaşamsal sorunları ve bu sorunların belirlediği mücadele gündemi ile Türkiye yoksullarının, işçi sınıfının sorunları, emek, demokrasi güçlerinin gündemi arasında büyük açı farkları olduğu şeklinde bir algının varlığı, kendisini etkili bir biçimde hissettirmektedir. Açlık grevleri karşısındaki sessizliğin altında bu algının da etkisi kendisini göstermekte, Türkiye emek ve demokrasi güçleri ölüm sınırındaki açlık grevlerini ana gündem maddelerinden birisi haline getirmemektedir. Bu algı saraya karşı, anlamlı, güçlü ve birleşik bir mücadelenin önünde önemli bir engel olduğu gibi, baskı rejiminin ağırlaşmasının ve sürdürülmesinin de en önemli dayanak noktasıdır. Oysa Türkiye’deki emek ve demokrasi güçleri için görülmesi gereken çıplak gerçeklik, Kürt halkı........

© Yeni Yaşam