We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Her şey olması gerektiği gibi oluyor

4 4 13
18.12.2018

Selahattin Demirtaş’ın dava süreci, düz ve basit mantıkla hareket eden herhangi birisinde şaşkınlık yaratacak şekilde, bir dizi şaşkınlık ve öfke görüntülerinin sergilenmesine yol açtı. AİHM kararının bağlayıcılığı üzerinden başlayan tartışma hızla mahkemenin nasıl olup da bu karara uymadığı ile devam edip, yeni bir durummuş gibi hukukun bittiğinin ilanı ile sonuçlandı. Garip bir şekilde tüm bu tartışmalar, aynı zamanda faşizm tanımlamaları ile birlikte yürütüldü. Doğal olarak muhalefet adına konuşanların ülkenin içerisinden geçtiği politik sürece ilişkin yaptıkları tespitler ile yaşanmakta olan politik pratiğe ilişkin gösterdikleri refleksler, duygusal duruşlar ve tutum alışlar arasında ciddi bir açı farkı olduğu açığa çıktı. Hukukun tanımının sınıfsal karşılığının ne anlama geldiğini işin erbabına bırakarak en kaba haliyle söylemek gerekirse; sınıflı toplumlarda kendinden menkul bağımsız hiçbir kurumsal yapının bulunmadığı, var olan bütün üst yapısal kurumların son tahlilde egemenlik ilişkilerinin devamını sağlamakla görevli olduğu söylenmelidir. “Varlıklarının toplumsal üretiminde, insanlar, aralarında zorunlu, kendi iradelerine bağlı olmayan belirli ilişkiler kurarlar, bu üretim ilişkileri onların maddi üretici güçlerinin belirli bir gelişme derecesine tekabül eder. Bu üretim ilişkilerinin tümü, toplumun iktisadi yapısını, belirli toplumsal bilinç biçimlerine tekabül eden bir hukuki ve siyasal üstyapının üzerinde yükseldiği somut temeli oluşturur.”(Marx) Mahkemelerin görevinin devletin ve var olan mülkiyet ilişkilerinin devamını sağlamakla sınırlı olduğunu ise devlet ve patronla mahkemelik olan hemen herkes bilir. Bu taraflı duruşa erkek egemenliğinin de eklenmesi gerektiği, son yıllarda taciz ve tecavüz davalarında........

© Yeni Yaşam