Kontrol mü çözüm mü?
Sürecin başlamasıyla birlikte Kürt meselesinde birçok şey test ediliyor. Ve bir şeyler yavaş da olsa kırılıyor. Bu tür pozitif gelişmeler onurlu bir barış için umut oluyor. Ancak barış arayışı anlamlı somut adımlardan mahrum bırakıldığı için süreç, içine yuvarlandığı türbülanstan bir türlü kurtulamıyor. PKK’nin önemli jestlerine rağmen (ateşkes, çekilme, fesih kongresi) yasal adımların güvenlik teyidine bağlanması, hapishane ve kayyım rejiminde ısrar edilmesi, AYM ve AİHM kararlarının uygulanmaması, hakeza muhalefet üzerinde sürdürülen olağanüstü yargı kıskacı bu türbülansı besliyor.
Yukarıda ifade edildiği üzere türbülansın temel nedeni devletin sürecin ruhuna denk düşecek adımları atmaktan imtina etmesi. İktidar bloğu süreci pinpon topu gibi kendi aralarında evirip çeviriyor. Biri cezaevindekileri bırakalım diyor, diğeri hele biraz daha beklesinler diyor. Biri kayyımlara son verelim diyor, diğeri hele iki ay daha uzatalım diyor. Biri manifesto yayınlıyor, diğeri CHP’yi nasıl zayıflatırımın derdinde. Keyfiyetçi siyaset tarzı sürecin ciddiyetine ve Türkiye’nin siyasal gidişatına fazlasıyla zarar veriyor.
Kuşkusuz sürecin en gerçekçi adı Kürt meselesinin demokratik çözümüdür. Bu nedenle başından beri süreç iki aşamalı yürümeliydi. Birincisi aşama Kürt meselesinin bir sonucu olarak ortaya çıkan PKK’nin silahsızlandırılması ve buna dair spesifik yasal adımları içeren “çatışma çözümü” aşamasıdır. İkinci aşama ise Kürt meselesinin demokratik çözümünü ve Türkiye’nin normalleşmesini içeren “demokratikleşme” aşamasıdır. Bu iki aşama iç içe ilerlemeliydi. Eğer süreci “aşamalı” olarak kategorize edersek biz henüz birinci aşamadayız. Yani çatışma çözümünden çıkmış değiliz.
Çatışma çözümü aşamasında alınacak mesafelerin........
