We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Sarp, engebeli ve bir acayip

5 0 0
02.03.2021

Biz eskiden, (biliyorum, kötü bir giriş bu ama biraz yaşlanınca böyle oluyor, affedin) şu ‘insan hakları’ konusunda pek öyle derin düşünmezdik. Biz derken öyle kenardan ‘olaylara karışmış’ insanları değil, doğrudan, örgütlü olarak koşuşturanları kast ediyorum. Tamam, Uluslararası Af Örgütü’nü filan bilirdik ama ona da ‘Af’ kelimesinden ötürü takıktık biraz. Ayrıca, sınıflar üstü bir insan hakları kavramını da çok sıcak bulmazdık, ki o ayrı bir hikayedir.

Ama asıl soğukluğumuz bundan kaynaklanmıyordu. Bizler, devrimci mücadele yürüten insanlar olarak bize yapılanı, bizim yapmak istediğimizin ‘bedeli’ olarak görüyorduk. Yani biz, -çok kabaca söylersek- bir sistemi yıkmak için yola çıkmışsak eğer, o sistem kendini korumak için zor kullanır, biz de o zora karşı koyarız diyorduk. Daha pratik olarak düşünüldüğünde ise, biz karışık bazı işler çeviriyor, devletin zor mekanizmasından bir şeyleri saklıyorsak, onların da bunları öğrenmek için ‘malum işlemleri’ yapması eşyanın tabiatına uygun gibiydi. Bu fasılda bize düşen çenemizi kapatıp acıya katlanmak, işin ucunda ölüm ya da sakatlanma da olsa susmasını bilmekti.

Bu, elbette işkence konusunda ‘normalleştirici’ bir yaklaşım değildi; söylediklerimden o anlam çıkmıyordur umarım, işkencenin bir insanlık suçu olduğu sabit. Burada, meydan okuyucu bir tutumdan, kendini mağduriyet konumunda görmeyen, hesap da sorabilecek durumda olmaktan kaynaklanan bir özgüvenden söz ediyorum.

Açıkçası, 80’lerde, devrimci güçler zayıflayınca kavramla tanışmak kötü bir deneyimdi; keşke daha önce konu üzerine düşünüp taşınıp kendimiz bir çerçeve çizebilseydik. Ama öyle........

© Yeni Yaşam


Get it on Google Play