menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ezber hayatı karşılar mı?

36 0
11.03.2026

Son günlerde Küba ile dayanışma meselesi üzerinden alevlenen ama aslında tarihsel kökenleri olan ‘seçici enternasyonalizm’ tartışmaları, sanal medyanın malum ortamında gitgide düzeysizleşirken, arada bir dizi ciddi doğru da gürültüye gidiyor. Ezber, camide iyi şeydir ama gerçek hayatta işleri kolaylaştırmak yerine daha da karmaşıklaştırıyor.

Meselenin bir cephesini tanıyoruz. Yeni bir olgu değil. Uzak coğrafyalarda olup bitenler üzerine (ki artık uzak diye bir şey yok) belirli bir duyarlılık sergilemek ama iş daha yakına (ve riskli alana) geldiğinde aynı enerjiyi göstermemek, hatta görmezlikten gelmek, alıştığımız bir davranış kalıbı. Dümdüz söylenirse, ‘sosyalist’ olduğunu iddia eden birinin, kendi devletiyle çatışmalı olan bir halka yapılanlar konusunda sesinin volümünü kısması, hatta susması, bildiğin ulusalcılık/milliyetçiliktir ya da siyasi korkaklıktır. Yine dümdüz söylenirse, binlerce insanın ‘tekstil işçisi’ ya da ‘çiftçi’ olduğu için değil, Kürt kimliğinden ötürü öldürüldüğü bir coğrafyada, ‘sınıf’ kavramının arkasına sığınarak ‘kimlikçilik’ gibi gevezelikleri öne sürmek, Marksist sınıf analizlerinin kötüye kullanımından öte bir şey değildir.

Ayrıca, siyasi seçicilik de bunun bir parçası. O da yeni değil aslında. Örneğin Nikaragua’da, neredeyse iktidarın ele alınacağı 1978-79 yıllarında bile, ülkenin SBKP eksenindeki Komünist Partisi’ne göre Sandinistlerin ismi hâlâ “Beyni kızışmış ultra-goşistler”di. Şimdilerde tişört üretimini ayakta tutan Che de bir zamanlar ‘maceracı’dan başka bir şey değildi. Cezaevinde zaman zaman Tiran radyosunun Türkçe yayınını dinlediğimiz olurdu mesela, orada da kısacık haber bülteninde, Belçika’daki (Tiran’a göre) “Marksist-Leninist” olan bir partinin kongresi uzun uzun anlatılırken, Latin Amerika’da “Yurtseverlerle hükümet arasında çatışmaların sürdüğü” iki cümleyle geçiştirilebiliyordu. Herkesi ‘Marksist’ locaya almamak için yapılan “yurtsever”, “devrimci demokrat”, “goşist” gibi kategorizasyonların pek revaçta olduğu zamanlardı. Bugün de benzeri şeyler daha ağır boyutuyla yaşanıyor.

Aslında bir yanından bakılınca her şey dün de bugün de çok karmaşık değil. Ezilenlerden, halklardan yana olmak… Altın kural bu! Sosyalistler elbette organik/örgütsel ilişki kurarken ideolojik kriterleri üzerinden hareket ederler; ama genel olarak halkların mücadelesi konusunda durmaları gereken yer, bu dar ölçütlere sığmaz. Örneğin toplamda Filistin halkını desteklemek bir şeydir; örgütsel ilişkileri FHKC ile kurmak başka bir şeydir. Filistin’de sizin “kafanıza uyan” bir eğilimin olmaması, oradaki soykırımı da, ezilen bir halkın trajedisini de ortadan kaldırmaz. Yine tarihsel örnektir; Şili’de kendi payıma benim kalbim ve aklım her zaman Devrimci Sol Hareket (MIR) ile birlikte olsa da aşırı naifliği, barışçıl geçişe olan güveni yüzünden eleştirdiğim Allende’nin bir haysiyet abidesi gibi dimdik duruşu bambaşka bir şeydir. Maduro’yu da oturur hepimiz tartışırız, Venezuella solu Maduro’nun partisinden ibaret değildir ayrıca, onlara da bakarız ama bir devlet başkanının gece baskınıyla kaçırılıp........

© Yeni Yaşam