menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Tanrıçadan geleneğe: Sati ateşinin dönüşümü

8 0
07.01.2026

Kadın konuştuğunda, birlikte konuştuğunda, yan yana durduğunda ateş artık bir cenaze değildir, yeniden doğuşun ve varoluşun kıvılcımıdır. Anlamlı bir yaşam, kadının kendini başkasına adamak zorunda kalmadığı; xwebûn olabildiği bir zeminde yeşerir

Berçem Deniz

Kadınların yeryüzündeki en keskin kırılmalarından biri olan Sati uygulaması, çoğu zaman Hinduizm’de dul bir kadının kocasının cenaze ateşine atılması ritüeli olarak anlatılır. Oysa bu ritüelin kökeni, yalnızca bir dini uygulamanın değil; kadının binlerce yıllık sömürgeleştirilmesinin, erkek egemen aklın mitleri nasıl yeniden yazdığının ve kadın bilgisinin nasıl bastırıldığının, yok edildiğinin somut bir kaydıdır. Sati’ye dair her anlatı, kadınların yaşamını bir erkeğin yaşamına bağlayan zihniyetin yüzyıllar boyunca geçirdiği dönüşümlerin izlerini taşır.

Puranik¹ anlatılarda Hindu tanrıçası Sati çoğu zaman, kocasına mutlak bağlılığıyla tanımlanan bir eş figürü olarak sunulur. Anlatıya göre Sati, babası Tanrı Dakşa’nın, Tanrı Şiva’yı kurban töreninden dışlamasını kocasına yapılmış bir hakaret olarak görür ve sadakatinin nihai ifadesi olarak kendini ateşe verir. Bu anlatıda Sati’nin eylemi, bireysel bir karşı çıkıştan ziyade erdemli bir eşin onurunu koruma refleksi şeklinde çerçevelenir. Ateş, kadının saflığını kanıtladığı kutsal bir araca dönüşürken, Sati’nin bedeni erkekler arası bir çatışmanın bedelini ödeyen sessiz bir fedakârlık nesnesi haline gelir.

Ancak mitin kendi içindeki anlatı katmanları bu yorumu bütünüyle doğrulamaz. Sati’nin babasının düzenlediği kurban törenine davetsiz gitmesi, yalnızca duygusal bir tepki değil, erkekler arası ritüel düzenin bilinçli biçimde ihlalidir. Sati’nin babasına yönelttiği şu söz, eylemin anlamını açıkça ortaya koyar: “Artık senin kızın olarak anılmak istemiyorum… Bu yüzden senin var ettiğin bu bedeni yakacağım.’’² Sati’nin eylemi kocaya sadakatten çok, baba otoritesine ve beden üzerindeki mülkiyet iddiasına yönelmiş bir kopuştur. Ateş bu bağlamda, saflığın kanıtı değil, bedenin kime ait olduğu sorusunun radikal biçimde sorulduğu bir eşik haline gelir. Ne var ki bu karşı çıkış anlatı içinde uzun süre taşınmaz; Sati’nin sesi hızla kesilir ve anlatı erkek öfkesinin, yasın ve düzenin yeniden tesisinin alanına devredilir.

Bu bastırma, tarihsel süreçte kurumsal bir nitelik kazanır. Vedik dönemde³ dul kadının yakılmasına dair herhangi bir norm bulunmazken, Brahmanik düzenle birlikte ritüel bilgisi ve ahlaki yorum yetkisi rahip sınıfının elinde merkezileşir. Kurban, ateş ve saflık kavramları kozmik düzenin vazgeçilmez unsurları olarak yüceltilirken; bireysel........

© Yeni Yaşam