Kürt işçi sınıfı ve 1 Mayıs
Türkiye işçi sınıfının tarihi, sadece fabrikaların, işletmelerin, sendikal mücadelenin tarihi değildir; aynı zamanda kimliklerin, göçlerin ve coğrafi eşitsizliklerin de tarihidir. Bu tarihin en can alıcı halkalarından birini oluşturan Kürt işçi sınıfı, bugün hem sınıfsal sömürüye hem de kimliğinden kaynaklı baskılara karşı verdiği mücadeleyle yeni bir dönemin eşiğinde bulunuyor.
1 Mayıs yaklaşırken, Kürt işçilerinin talepleri artık sadece birer ekonomik talep değil, aynı zamanda demokratik bir geleceğin ve onurlu bir barışın da manifestosu niteliğindedir.
Darbe karanlığından, derin sömürüye
Sömürge mi değil mi tartışmasını bir yana bırakarak söyleyecek olursak; Türkiye’de kapitalizmin eşitsiz gelişimi, Kürt coğrafyasında sınıfın şekillenişini iki koldan etkiledi. Bir yanda Kürt coğrafyasında sınırlı da olsa gerçekleşen kamu yatırımları diğer yanda ise Batı metropollerine ekmek kavgası için akan Kürt işçi gerçeği var. Bir dönem TEKEL, Sümerbank, Et ve Balık Kurumu, SEK, TİGEM, Maden İşletmeleri gibi Kamu İktisadi Teşebbüsleri (KİT), bölge işçisi için görece güvenceli bir limandı. Bu işletmelerde çalışan işçiler, her ne kadar devlet güdümlü bir sendikacılıkla çevrelenmiş olsalar da, 60’lı ve 70’li yılların devrimci dalgası ve mücadeleci sendikaların basıncıyla hatırı sayılır haklar elde etmişlerdi.
Çifte kıskacın pençesi
Ancak 24 Ocak 1980 kararlarıyla sermayenin başlattığı taarruz, 12 Eylül askeri darbesiyle işçi sınıfının üzerine balyoz gibi indi. Darbe, sadece sendikaları kapatmakla kalmadı, Kürt coğrafyasındaki demokratikleşme ve sınıfsal örgütlülüğün damarlarını da kesti. 80’lerin ortasında yükselen Kürt hareketi, ulusal haklar, dil ve özgürlük mücadelesini merkeze alırken, devletin baskı ve şiddet politikaları da artı.
Kırsal bölgeler “güvenlik”........
